TOKYO TRIAL: HUKUK ADALETİ SAĞLAYABİLİR Mİ?

2. Dünya Savaşı sona ermiş ve Japonya da tıpkı Almanya gibi bir yargılama sürecine maruz kalmıştır. Nüremberg yargılamalarının ardından bu sefer Tokyo yargılamaları başlamış ve Başbakan da dahil olmka üzere pek çok üst düzey Japon yetkili savaş suçlusu olarak yargılanmıştır. Dizi de, 2 yıldan uzun süren bu yargılama sürecini 4 bölüm halinde işliyor ve eşine az rastlanır sağlam bir hukuk draması ortaya koyuyor. Ancak bu 4 bölümlük kısa yapım, tarihi aktarmakla kalmıyor ve uluslarası hukukun hangi uluslar arasında söz hakkı olduğunu gösterirken bunun ne kadar adil olabileceğini de sorguluyor…

Tokyo yargılamalarını bilmiyor olabilirsiniz ancak Nurember duruşmalarına az da olsa aşinalığınız vardır. Nuremberg davası, yüksek kademeden Nazilerin yargılandığı son derece meşhur bir olay olmasının yanında kazanan devletlerin özellikle de Amerika’nın hakim konumunda olduğu bir dava aynı zamanda. Bu dava Tokyo yargılamaları için çok önemli zira Nuremberg, bu tip bir davanın ilk ve tek örneği. Dolayısıyla da buna benzer bir süreci izlemek, yargıçların çoğunun genel tavrını oluşturuyor. Fakat Nurember davası aslında pek çok hukuki çelişki içeren göstermelik ve neredeyse cezalandırma hatta intikam motivasyonu ile hareket edilen bir tiyatrodan ileri gidemiyor. İşte bu noktada genel bir ayrım ortaya çıkıyor.

Tokyo Trial dizisi, deyim yerindeyse Judgement at Nuremberg ile 12 Angry Men filmlerini çaprazlıyor adeta. İlk bölümde davayı yönetecek olan ve her biri kendi ülkesini temsil eden yargıçları tanıyoruz, ki aralarında yenik devletlerden kimse yok. Yine bir Nuremberg hadisesi olacak ve hukuk adı altında bir intikam sürecine tanık olacağız diye düşünüyoruz. Fakat bir son dakika kararı ile Hindistan da bir yargıç gönderiyor ve diğerleri kadar kızgın olmayan bu adam yani yargıç Pal, “Not Guilty” diyebilme cesaretini gösteriyor. İşler bu noktadan sonra yön değiştiriyor ve en başta 6 ay süreceği tahmin edilen dava 2 yıldan uzun sürüyor.

Yargıç Pal, ne Japon yanlısı ne de Batı düşmanı dolayısıyla da görüşlerini sadece hukuku temel olarak öne sürüyor. Bu noktada ahlaki bir tartışm çıkması işten bile değil çünkü bu adamlar savaşta pek çok insanın ölümüne sebep olan kararları veren liderler. Buna rağmen onları suçsuz yargılamak insana yanlış gelebilir. Fakat Pal bir hakimin ahlaki değerlerini bırakıp hukuku olabildiğince (artık ne kadarsa) adil bir şekilde uygulaması gerektiğini söylüyor. Söylediği şey ise aslında kanunilik ilkesinden başka birşey değil. Nullum crimen nulla poena sine lege, yani kanunsuz suç ve ceza olmaz. Diyor ki kanunda yazmıyorsa suç değildir ve eğer kişinin işlediği suç mevcut kanundan önce işlenmişse yine bu suç olarak kabul edilemez.

Evet teknik bir ayrıntı gibi dursa da hukuku herkese eşit şekilde uygulamak bir yargıcın temel görevidir. Pal bu görevi icra etmeye çalışırken hukuki detaylara takılmamaya çalışan diğer hukuk adamları kanundan önce işlenen suçları cezalandırmak konusunda neredeyse hem fikir oluyorlar. Süreç boyunca birkaç yargıç fikrini değiştiriyor ancak bu durumu pek de değiştirmiyor.

Bunları yazmak istedim çünkü bana göre dizi aslında hukukun, özellikle de uluslarası hukukun savaş konusunda ne denli etkisiz olduğunu gösteriyor. Hukuku Pal gibi ideal bir şekilde ugulamak dahi etkili bir sonuca götürmüyor. Bu bağlamda savunma avukatı Blakeney’in mahkemedeki sözlerini aktarmak istiyorum;

Savaşta öldürmenin cinayet olmadığı savı, savaşın yasal olduğu gerçeğinden ileri gelir. Bu yasallaşmış öldürme, belki teknik olarak gerekçelendirilebilir cinayet ne kadar iğrenç ve tiksindirici olursa olsun hiçbir zaman cezai sorumluluk gerekçesi olarak görülmemeiştir. Amiral Kidd’in Pearl Harbor bombardımanında öldürülmesi cinayet ise, Hiroşima’ya atom bombası atan adamın adını gayet iyi biliyoruz. O eylemi planlayan tüm kurmay başkanlarını biliyoruz. Sorumlu devletin başkanını da biliyoruz.

Savaş hukuka göre bir suç değil politik enstrüman olarak sayılırken bireyler savaş sırasındaki eylmelerinden suçlu olarak yargılanabilirler. Bu, hukukun savaşa yani aslında egemen devletlerin politikalarına etki edemediğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Diğer yandan yukarıdaki açıklama bir noktaya daha parmak basıyor aslında: yargılama hakkının meşruluğuna.

Batılı devletlerin büyük bir kısmı Afrika ve Asya kıtalarında sömürgecilik faaliyetleri yürüttü ve bu dava sırasında da bu eylemleri devam etmekteydi. Hindistan’ın İngiltere karşısında bağımsızlık savaşı sürerken, Hollanda ve diğer batılı ülkelerin de pek çok asya ülkesine müdahalesi devam ederken bu eylemler özgürleştirme ya da en sevimli adıyla refah götürme olarak meşrulaştırılmaktaydı. Yani aslında şunu demek istiyorum; Japonların Asyayı özgürleştirme idialarını yargılama hakkını kendilerinde nereden buluyorlar?

Hukuk felsefesi şahsen sürekli olarak merak duyduğum konulardan biri, çünkü bize adalet denen şeyin aslında var olmadığını bunun yerine düzeni sağlamak maksadıyla sürekli olarak yeni karalar aldığımızı, yeni yasaklar çıkardığımız, ama bazı konularaysa hiç etki edemediğimizi gösteriyor. Bunun savaş gibi büyük ölçekli bir hadise olması ya da aile mahkemesinde görülen bir aile içi şiddet davası olması fark etmiyor. Hukuk, nasıl ki bireylerin suçlu ya da suçsuz bulunmasından bağımsız olarak savaşı yok edemiyorsa, aynı şekilde dayak yiyen kadına hak ettiği adaleti sağlasa bile (ki sağlayamıyor) şiddetin ve suistimalin ortadan kalkmasını sağlayamıyor. Yanlış anlaşılmasın hukuka karşı değilim, ben sadece hukukun işleyemediği noktalarda dahi adalet ile özdeşleştirilmesine karşıyım. Hukuk, her ne kadar ideal olmasa da elimizdeki en iyi medeniyet aracıdır, adalet ise soyut bir idealdir…

Sırf sen bizi ihbar ettin diye cezalandırılıyoruz. Yoksa yaptığımız öğrenilseydi bile bize hiç bir şey olmazdı. Buna adalet denebilir mi?

Franz Kafka/ Dava

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: