ŞİDDET TEKELİ: ŞİDDETİN MEŞRULUĞU VE DEVLET ÜZERİNE

İstanbul Film Festivali kapsamında Şiddet Tekeli adı altında gösterilen belgeselin orijinal adı Un pays qui se tient sage ve doğru çevirisi ile “işte uslu duran bir sınıf” anlamına geliyor. Adının kaynağı ise 2018’de Fransa’da 153 öğrencinin tutuklanıp saatlerce elleri başlarında ve diz çökmüş şekilde tutulduğu olaya dayanıyor. Bu sözde ceza sırasında ise polislerden biri olayı kameraya alırken işte bu sözleri sarfediyor; İşte uslu duran bir sınıf…

Fransa’da Kasım 2018 ile Şubat 2020 arasında gerçekleşen Sarı Yelekliler hareketini merkezine alan belgesel bu kapsamda insanların telefonları ile çektiği görüntüleri kullanıyor ve polisin halka uyguladığı şiddete odaklanıyor. Ancak bunu politik ya da eylemci bir çerçevede yapmak yerine işin felsefi boyutuna iniyor ve eşsiz bir tartışma ortamı meydana getiriyor. Belgesel boyunca amatör kameralarla çekilen görüntüleri izleyen tarihçiler, avukatlar, gazeteciler, sendika temsilcileri, akademisyenler, polisler ve şiddet mağdurları olayları yorumlarken karşı karşıya geliyorlar. Fakat yapımın bir diğer güzel noktası da bu insanların kimliklerini sadece en sonda öğrenebiliyoruz. Yani kendi görüşünü bildiren kişinin kimliğini bilmiyoruz, dolayısıyla da onu kimliğinden bağımsız bir şekilde sadece görüşüne göre değerlendiriyoruz.

Bu şekilde izlediğiniz şey belgesel olmaktan çıkıp adeta bir tartışma programına dönüşüyor. Ancak yanlış anlaşılmasın bu sizin bildiğiniz, konunun “uzmanlarının” atıp tuttuğu ve kimsenin kimseyi dinlemediği programlar gibi değil. Neredeyse bir yüksek lisans ya da doktora dersi kıvamında bir tartışmaya tanık oluyorsunuz. Özellikle de siyaset ve hukuk felsefelerine göz kırpan kısımları bir kitaba bedel.

Belgesel argümanlar üzerinden ilerliyor ve her argüman bu olaylar/eylemler çerçevesinde değerlendirilerek konunun teorik boyutu ile pratiği aynı anda gösteriliyor. İlk argüman ise türkçe ismine de ilham veren Max Weber’in “Meşru şiddet tekelini elinde bulunduran tek aygıt devlettir” sözü. Bu cümleden hareket ederek şiddeti meşru bir şekilde uygulama hakkına sahip olan devlet tartışılmaya başlıyor ve aslında modern dünyanın temeli olarak görülen demokrasi masaya yatırılıyor.

Devletin şiddeti uygulayabileceği iki temel gücü vardır; ilki dış güçlere ve düşmanlara karşı ülkeyi savunmkla görevli ordu ve ikincisi iç düzeni sağlamakla görevli polis. Bu noktada ordu bizi ilgilendirmiyor çünkü ülkenin iç mesleleri ordunun kapsamıa girmez. Ordu devletin düşmanlarını yani dış güçleri hedef alabilir. Zira ülkenin iç işlerine karışırsa toplumun kendisi devletin düşmanı olma tehlikesi ile kolayca karşı karşıya gelebilir. Polis ise bundan daha karmaşık bir konumdadır çünkü iç güvenliği sağlamakla görevlidir. Bu görev pek çok açıdan tartışmaya açılabilir ve bu belgeselde olduğu gibi açılmaktadır.

Devlet, düzeni bozanlara polis yolu ile şiddet uygulama gücüne sahiptir, bu temel bir gerçektir. Ancak şu soruları sorduğumuzda işin rengi hızlı bir şekilde değişir; uygulanabilecek şiddetin boyutu neye göre belirlenir? düzenden ve bu düzeni bozan davranıştan kasıt nedir? devlet düzen adı altında kendi gücünü mü korur yoksa adaleti mi? polis şiddeti ne noktada meşru ne noktada suç sayılabilir? ve belki de hepsinden önemlisi mevcut düzenden memnun olmayan halk onu değiştirmek için harekete geçtiğinde hükumetin bunu engellemesi demokrasiye mi hizmet eder yoksa faşizme mi?

Modern devlet kavramı ve onun dayandığı demokrasi, son derece basit ve doğru gözükmektedir. Sonuçta toplumun kendini yönettiği en gelişmiş sistemdir. Ama gerçekten öyle midir? Hükumet (devlet değil) yönetime geldiğinde gerçekten de halk tarafından mı kontrol edilir? Bu noktada düzeni sağlama konusu daha bir önem kazanıyor çünkü düzenden kasıt pekala egemen kesimin mevcut durumunu koruma olarak da görülebilir. Eylem yapan halkı polis şiddeti ile sindirmek demokroasinin aslında hükumete verdiği gücün boyutlarını ortaya koymuyor mu?

Şiddetin meşru bir şekilde devlet tarafından kullanılması münferit durumlarda kabul edilebilir. Örneğin cinayete teşebbüs, işkence ya da hırsızlık gibi suçlarda eylemi sona erdirmek için şiddet kullanılabilir. Ancak politik bir eylemde şiddet kullanmak fikir özgürlüğünü ve dolayısıyla da demokrasiyi tehdit etmez mi? Bu noktada şiddetin meşruluğu istisnai bir güç olmaktan çıkıp hükumetin avantajına dönüşebilir. Yani hemen her eylem düzeni bozma bahanesi ile engellenebilir, insanlar susturulabilir. Bizim gibi gelişmiş bir iskandinav ülkesinde bunları görmeniz zor ancak mesela Norveç’de herhangi bir görüş bildirmek başbakana hakaret gerekçesi ile suç sayılabiliyor. (gene tutamadım😅 )

Fransa’daki eylemlerde işte tüm bu soruların tezahürlerini görmek mümkün. Devlete ve demokrasiye dair fikirlerin sorgulanması ve şiddetin meşruluğu kavramının daha iyi değerlendirilebilmesi için bu belgeselin mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanında değinmeden geçemeyeceğim bir konu daha var; polis şiddeti. Diğer tartışmların içerisinde yer alsa da bu konu belgeselde neredeyse temele oturacak seviyede gösteriliyor. Çünkü gösterilen şiddetin boyutu aynı zamanda yapımın vurucu kısmını oluşturuyor. Yazının başında verdiğim öğrenci örneği, polisin uyguladığı şiddetin ne kadar keyfi ve orantısız olduğunu açıkça gösteriyor. Polis pek çok görüntüde halkı kontrol edilmesi gereken bir kitle ya da düzeni bozan bir kalabalık olarak görmenin çok ötesinde, düşmanlığa varan bir öfke ile şiddet uyguluyor.

Belgeseledeki kişlerden biri aynı zamanda bir polis ve bu durumu halkın uyarıyı dinlememesine bağlayarak onların da polislere taş attığını söylüyor. Şiddeti bu şekilde meşrulaştırdığını düşünüyor ancak en başta yürüyüş yapan halka sis bombası atma hakkına neden sahip olduğunu ise hiç sorgulamıyor. Ayrıca izlerken siz de fark edeceksiniz, polislerin çoğu ya maske takıyor ya da isimlik kullanmıyor, hatta motorların plakaları bile gizlenmiş. Polis hükumetin sağladığı bir yetki ile şiddet uygulayabilir ve bunun meşrulaştırılmış olması sebebi ile de ceza almaz. O zaman kimliklerini neden gizliyorlar?

Cevabı aslında basit; çünkü polis cüzzi bir şiddet uygulamak yerine orantısız bir güç kullanıyor, öyle ki bu durum kasıtsız(!) adam öldürmeye kadar varabiliyor. Eskiden olsa yine de kimliklerini gizleme gereği duymazlardı ancak durum şuan farklı, akıllı telefonlar oyunu tamamen değitirdi. Polisler kayıt altına alınmaktan ve eylemlerinin görünmesinden son derece çekiniyorlar. Zaten bu tip eylemlerde en çok şiddete maruz kalanların bir kısmının gazeteci olduğunu düşünürsek durumun sağlamasını da yapmış oluyoruz. Polisin halkı bir düşman gibi görmesi belki de devlet sayesinde birey olma halini terk edebilmesindendir. Hannah Arendt şiddetin sıradanlığı fikrini öne sürerken acımasız şeyler yapan kişilerin şeytani değil, tam tersi birey olma halini terk edenler olduğunu söyler. Ona göre belirli bir komuta zincirinde birey yok olur ve sistemin bir parçası olarak hareket eder. Dolayısıyla da eylemlerinin sorumluluğunu almadığı için yapabileceklerinin sınırı yoktur.

Devletler polis güçlerine daha fazla yetkiler verdikçe bunun özel bir güce hatta faşizme varabileceğinin ne kadar farkında bilmiyorum ancak bu demokrasi dışına çıkmadan düzeni sağlama adı altında kendi gücünü korumanın bana göre hala en kullanışlı yolu. Bu kadar kavramsal cümleden sonra sadece tek bir basit soru sormak istiyorum; kayıt altına alınmak istemeyen bir devlet memuru sizce gerçekten görevini mi yapıyordur?

Lafı çok uzattım farkındayım ancak belgesel bundan çok daha fazla üzerine düşünülecek konu ortaya atıyor. Ben sadece bu yapımı size satmak istedim çünkü bu, kitaplar dolusu bilgiden daha öğretici ve sorgulayıcı olan nadir yapımlardan biri. Festival dışında nerede ne zaman izlenebilir şuan için bilemiyorum ancak bu belgeseli mutlaka listenizin tepesinde tutun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: