THE FATHER: BENLİĞİN YOK OLUŞU…

Son günlerde sıkça konuşulan The Father filmini sonunda ben de izledim ve itiraf etmeliyim ki beni tahmin ettiğimden de fazla etkiledi. Öyle ki yılın sonunda 2020 için yazdığım yılın filmleri listesine buradan bir düzeltme yapmak ve Nomadland’in yanına yani zirveye, bu filmi de eklemek istiyorum. Filmi bu kadar başarılı yapan şey nedir diye sorarasanız, bunu size üç temel başlık altında anlatabilirm; hikayenin anlatılış şekli, lineer olmayan kurgusu ve tabi ki Anthony Hopkins…

Öncelikle filmin demans (yani bizim hala kullandığımız adıyla bunama) hastalığı üzerine kurgulandığını söylemeliyim. Ancak film hastalığı anlatıp ona odaklanmak yerine bir baba kız ilişkisi üzerinden ilerliyor. Dolayısıyla bir kamu spotu olmaktan çok daha öteye giderek sağlam bir dram profili çiziyor. Hikaye temelde baba ve kızının arasında ilerliyor ancak küçük bir farkla; biz hikayeye babanın yani demans hastası başrolümüzün perspektifinden dahil oluyoruz. İşte bu yüzden filmin etkileyici olmasının sebeplerinden biri hikayenin anlatılış şekli. Zira film bize demans hastası birini anlatmıyor, onun zihninde dolaşma imkanı sağlıyor. Bu noktada anılar birbirine karışmaya, zaman algısı değişmeye ve en değer verilen insanlar unutulmaya başlıyor.

Filmi izlerken kimin kim olduğunu, hangi zamanda olduğunuzu ve hatta neyin gerçek olduğunu çözemez hala geliyorsunuz. Lineer olmayan kurgu derken işte bunu kastediyorum. Yaşanan tüm şeyleri başrolümüzün yaşadığı veya hatırladığı şekli ile izliyoruz yani karmaşık, düzensiz hatta bazen de yanlış. Bu sizin kafanızı tamamen karıştırıyor ve hikayeyi bir türlü oturtamıyorsunuz. Film size bir demans hastasının ruh halini işte bu şekilde yaşatmayı başarıyor. Olayların gelişimini çözemiyor, neyin ne zaman hatta nasıl gerçekleştiğinden emin olamıyorsunuz. Siz çözmeye çalıştıkça durum daha da karmaşıklaşmaya başlıyor kendi yargılarınıza güvenemez hale geliyorsunuz ve sonunda herşey kopmaya başlıyor. Bu hastalığın insanın benliğini nasıl yavaş yavaş yok ettiğini muazzam bir şekilde işlemeyi başarıyor The Father. Çünkü size onu sadece anlatmıyor, yaşatıyor da…

Bir paragrafı da Anthony Hopkins’e ayırmak istiyorum çünkü bu filmi bu kadar etkileyici yapan bir diğer unsur da onun muazzam performansı. 80 yılı aşkın hayat tecrübesini adeta bu role yansıtıyor ve sonunda onu kaybetme korkusunu seyirci olarak biz dahi iliklerimizde hissediyoruz. Tüm doğallığı ile elinden yavaş yavaş alınan hayatına tutunmaya çalışan yaşlı bir adamı izliyoruz film boyunca. Kızgınlıklarını, kafa karışıklıklarını ve üzüntülerini birinci elden yaşıyoruz. Sonunda ise çaresizliğin gerçekten ne demek olduğunu bize yaşatıyor adeta Hopkins (gözüme toz kaçıyor yine). Bu yıl Oscar’da ödülün malum durumdan ötürü Chadwick Boseman’a verileceğini düşünüyorum ancak bana göre açık ara yılın en iyisi Anthony Hopkins (umarım hak edenin hakkı yenmez). Bunun yanında Olivia Colman’ın yalın ve doğal performansı da kesinlikle yılın en iyilerinden biri, her zamanki gibi.

Tüm bunlar bir araya gelerek yılın en iyi filmlerinden birini hatta belki de en iyisini ortaya çıkarıyor. The Father size yağmuru anlatmayan, adeta onu yağdıran filmlerden biri ve itiraf etmek gerekirse bunu da en iyi yapanların arasında. Öyle ki bittikten sonra hem bu hastalığa hem de yaşama olan bakışınızı değiştiriyor ve tedirgin edici pek çok soruyu da sizinle başbaşa bırakıyor: kendi zihnimiz bize ihanet etmeye başladığında ne olur? Peki ya kendi anılarımızdan ve yargılarımızdan şüpheye düşersek nasıl yaşabiliriz?Bizi biz yapan, benliğimizi oluşturan nedir? Eğer tüm anılarımız uçup giderse geriye ne kalır? Kim kalır…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: