captaın fantastıc: ÜTOPYALAR GERÇEKTEN MÜMKÜN MÜ?

Ben, 6 çocuğu ile birlikte bir ormanın derinliklerinde medeniyetten uzak bir şekilde hayatını sürdürmektedir. Dolayısıyla kapitalist toplumdan izole bir şekilde yaşayan bu küçük grupta, çocukların tüm eğitimi aile ve doğa tarafından karşılanmaktadır. Klasik ezberci sistemin aksine bu ailede çocuklar herşeyi okuyup tartışarak öğrenirler. Aynı şekilde doğayla uyumlu bir şekilde yaşamayı ve kendi başlarının çaresine bakmayı da öğrenmektedirler. Ailenin deyimiyle çocuklar bu şekilde Platon’un ütopyasındaki filozof krallar olarak yetişmekte ve kendi potansiyellerini en iyi şekilde değerlendirmektedirler.

Ancak bu ütopya annenin ani ölümü ile bir anda sarsılır. Uzun süredir hastanede olan annenin ölüm haberinin gelmesi ailenin, ona istediği cenazeyi verebilmek için modern dünyanın içinde bir maceraya çıkmasını gerektirmektedir. Bu noktada bir ütopyanın, artık distopyaya dönüşen başka bir ütopya ile karşılaşmasını izlemeye başlarız…

Captain Fantastic, başlangıçta salt bir modern dünya eleştirisi sunup buna karşı sağlam bir alternatif sunuyormuş gibi gözükmektedir. Ancak filmi izledikçe bunun pek de öyle olmadığını anlıyoruz; filmin asıl derdi kapitalizmi eleştirmek ya da ondan uzak bir şekilde doğayla barışık yaşamı övmek değil, orta yolu bulmanın neden bu kadar zor olduğunu anlamak. Başlangıçta merkezdeki ailemiz her yönden ideal bir toplumun ilk adımını atmış gibi gözükmektedir ve bir bakıma da öyledir zaten.

Çocuklar ailenin ve kitapların yardımıyla yaşıtlarının çok ilerisinde bir entellektüel seviyeye ulaşmışlerdır. Ezberci sistemin aksine aile ona öğrendikleri şeyleri kendi kelimeleri ile anlatmalarını ya da onları eleştirmelerini öğretmiştir onlara. Yani günümüzdeki en büyük sorunlardan birini, öğrenmeyi öğrenemeyişimizi aşmışlardır bir bakıma. Bu bağlamda aile çocukları hayata da daha erken hazırlamakta, ölüm ya da cinsellik gibi hayatın gerçeklerini sansürlemeye gerek duymadan anlatmaktadırlar. Bu noktada bir başka problemimizi daha aştıklarını görüyoruz; çocukların gerçeklerle tanışmasını geciktirerek onlara eşit bir şekilde davranmamak. Bu şekilde onları koruduğumuzu düşünüyoruz belki de ancak ebeveynliğin temelinin onları korumaktan ziyade hayata hazırlamak olduğunu düşünüyorum. Bunun biraz sert olduğunu kabul ediyorum ancak özgürlük ancak hak edildiği zaman daha değerli hale gelir. Yani çocuk belli bir zorlukla yüzleştiğinde acı çeker ancak bunu kendisinin aşmasıyla, ailenin ona sunmasına kıyasla çok daha özgür hisseder ve özgüveni ciddi ölçüde artar.

Film boyunca verilen değil, alınan eğitimin çok daha iyi olduğunu kanıtlayan pek çok sahne görürüz. Bir lise öğrencisinin haklar bildirgesini bilmemesine karşın, ailenin en küçük üyesinin kendi kelimeleri ile faşizm tanımı yapabilmesi bence durumun en iyi özeti. Diğer bir yandan çocukların her gün antenman yapıyor oluşu ve ilk defa şişman insanlar gördüklerinde bunlar hasta mı diye sormaları da ayrı bir eleştiri konusu. Ancak konuyu fazla uzatmadan bu ütopyanın gerçek ile yüzleşmesine gelmek istiyorum.

Çocuklar pek çok açıdan özdeşlerinden üstün olsalar da toplum karşısında bir nevi ucube olarak görüldüklerinin farkına varıyorlar. Sosyalleşmek ve belirli durumlarda nasıl davranacaklarını bilmemeleri onları zor duruma sokuyor ve evrimin temeli olan uyum sağlamak bu noktada imkansız hale geliyor. Evrimsel gelişimimiz biyolojik sınırlarından kurtulalı oldukça uzun bir süre geçti ancak bu süreç boyunca başka bir şeyin sınırları çizmesine izin verdik: toplum. Evrim, uyum sağlayanın hayatta kalmasına bağlıdır ve şu anki durumda uyum sağlamamız gereken şey doğa değil toplumun kendisi. Topluma uyum sağlamak bize iş ve dolayısıyla da yaşamak için belirli imkanlar sağlar.

Kültürel devrim dediğimiz şey bize birlik olamayı ve biyolojik sınırlarımızı aşmayı öğretti. Bu noktada hayvanlara kıyasla bir ütopya yarattığını da söyleyebiliriz. Ancak burada gözden kaçan bir gerçek mevcut; bir ütopyanın distopyaya dönüşmesi diğer tüm yaşam şekillerinden daha hızlı gerçekleşmektedir. Sınırlarımızı aşmamızı ve besin zincirinin tepesine çıkmamızı sağlyan toplumsal yaşam bize yeni sınırlar koymaktan ve bizi şekillendirmekten geri durmadı. Dolayısıyla ütopya bir anda isteyerek içine girdiğimiz bir distopya halini almaya başladı. Keza kapitalizm de aynı şekilde bir ütopya olarak bize sunuldu ve biz de onu hemen benimsedik. Şu an bu ütopya tıpkı Cesur Yeni Dünya gibi en tehlikeli distopya halini aldı; içinden çıkmak istemediğimiz bir kontrol mekanizması. Filmde sıkça geçen Chomsky’den bir alıntıyla ütopya ve distopyanın birbirinden pek de uzak olmadığını görebiliriz: “…totaliter sistemlerde zor kullanılarak gerçekleştirilen şeyler, demokrasilerde propaganda ile başarılmaktadır.

Tarih dersinden filme geri dönersek, bu ailenin gerçek hayat denilen tiyatro ile yüzleşmesi aynı şekilde ütopyadaki çatlakları da gün yüzüne çıkarıyor. Çocuklar toplumun nasıl işlediğini bilmedikleri gibi onunla temasa geçmek için ne yapacaklarını da bilmediklerini fark ediyorlar. Bu noktada kardeşlerin en büyük olanı çok güzel bir tespit ile şunu söylüyor; eğer okunacak bir kitabı yoksa onun hakkında hiçbir şey bilmiyorum…

Toplumdan izole yaşamak sizi pek çok şeyden bağımsız kılar ve sınırlamalardan kurtulmanızı sağlar. Buna karşın artık yalnız olursunuz ve sizi sınırlandıran şeylerle beraber size yardım edenler de yok olur. Belki de bir ütopya eninde sonunda distopyaya dönüşmeye mahkumdur. Çünkü biz uyum sağlayanın yaşayabildiği vahşi doğadan kendimi kurtarıp yine uyum sağlayanın “gerçekten yaşayabildiği” başka ancak bu sefer daha vahşi bir dünya yarattık. Yani asıl söylemeye çalıştığım şey; daha iyi olduğunu düşündüğümüz bir dünya inşa ettiğimizi sansak da toplum, vahşi doğadan daha naif değil ve ne onun içinde özgür olabiliyoruz ne de onun dışında…

Captain Fantastic bu denli bir eleştiriyi amaç edinmişmidir bilmiyorum ancak küçük ya da benim algıladığım gibi büyük ölçekte de aynı soruyu soruyor; “orta yolu bulmak mümkün mü?”. Filmde sıkça eleştirilen din, eğitim sistemi ya da tüketim toplumu gibi belirli “düzenlerin ve sistemlerin” yarattığı sınırları yok etmek mümkün mü bunu gerçekten bilmiyorum. Ancak bu film kesinlikle doğru konular üzerinde duruyor ve sorulması gerekenleri soruyor. Dolayısıyla da kesinlikle izlenmeyi hak ediyor hatta bunu zorunlu kılıyor. Zira size sorgulamak için bunun kadar geniş bir alan veren ve özgür düşünmeye kapı açan çok fazla film yok. Filmler (ya da diğer sanat yapıtları) dünyayı değiştimez ancak değişime sebep olan soruları sormanızı sağlayabilirler. Zaten önemli olan da budur; yeterli sayıda insanın savunmadan ya da yargılamadan doğru soruları sorabilmesi…

Eğer oy kullanmak birşeyleri değiştirseydi, ilk onu yasadışı ilan ederlerdi...

Noam CHOMSKY

Ekibin Oscar töreninden bir anı…

1 yorum

  1. Aile filmi izleyemem, hem de vıcık vıcık dram kokuyor, çocuklar falan da var… diye başladığım filmi bitirdiğimde EN İYİLER listeme almıştım bile. Çocuğum yok ama “olsa nasıl yetiştirirdim” diye düşünmeme sebep olan sıradışı bir yapımdı. Anımsattığın için teşekkürler.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: