TED LASSO: GERÇEKÇİ VE HAYALCİ

Hikayemiz bir Amerikan Futbol koçunun İngiltere Premiere Lig’deki Richmond takımının başına geçmesi ile başlıyor. Avrupa futbolu hakkında neredeyse sıfır bilgiye sahip olan Ted Lasso, takımın yeni teknik direktörü olduğunda tüm medyanın ilgisini çekiyor. Zira futbol hakkında bilgisi olmamasınına ek olarak belirgin bir başarısı da yok. Ted dahil kimsenin anlam veremediği bu olayın arkasındaki kişi ise boşandığı eşinden takımı devralan Rebecca Welton.

Rebecca, boşandığı adam için herşey demek olan bu takımı adeta yok etmek bu şekilde onu cezalandırmak istiyor. Futboldan anlamayan bir adamı başa geçirdiği için de Ted’in başarısız olacağından emin. Ancak işler istediği gibi gitmiyor ve herşey bir anda değişmeye başlıyor. Fakat değişen futbol değil takım. Ya da daha doğrusunu söylemek gerekirse asıl değişen; Ted’in hayatlarına dokunduğu insanlar…

Ted Lasso, bu yılın sonunda yaptığım en iyi diziler listesinin başında geliyor. Evet kabul ediyorum Queen’s Gambit ve I May Destroy You birbirlerinin eksikliklerini tamamlayan yılın en iyi yapımları olabilir. Herhangi bir yılın en iyi dizileri kesinlikle bunlar olurdu ancak bu yılın değil.

Kutsal kitaplardaki eski, güzel felaket dolu yıllardan birini geçirdik ve durumun şuan pek de iyiye gittiği söylenemez. Böyle bir yılda ihtiyacımız olan şeylerden biri ise bana göre gerçekçi bir dram değil Ted Lasso gibi bir dizi. “Feeling Good” denen bir tür vardır, basitçe insanın kendini iyi hissetmesi için izlediği yapımlar bu şekilde adlandırılır. Ted Lasso da tam olarak böyle bir dizi; sizi nazikçe alıp başka yerlere götüren, stresinizi yok eden ve hepsinden de önemlisi iyi hissettiren bir hikaye.

Gerçekçi olmak her zaman tercih ettiğim bir hayat felsefesidir ve benim gibi düşünenler için Ted Lasso başlangıçta her şeye pembe gözliklerle bakan biri gibi gelebilir. Her durumda pozitif kalan ve sürekli insanları gülümsetmeye çalışan biri benim de pek hoşlanacağım bir tip değil. Ancak Ted Lasso ben dahil herkesin bu önyargısını yıkmayı başarıyor. Bu klişe gibi görünen tipi bir karakter haline getiriyor, onu gerçek kılıyor.

Öncelikle kimsenin bu kadar pozitif olamayacağının farkında ve bize de bunu gösteriyor. Zaman zaman Ted’in bunalıma girdiğini, öfkeyle davrandığını ve ağladığını görüyoruz. Her insanın belli durumlar karşısında yaşaması muhtemel olan duyguları o da yaşıyor, hatta bazen çok daha fazlasını… Ancak her durumda kendini toparkamayı başarıyor ve hayata olan bakışı hiç değişmiyor. Bu noktada dikkatli bakıldığında Ted, bir hayalciden ziyade hayatla barışmayı adet edinmiş bir bilge gibi gözükmeye başlıyor. O da bizim gibi herşeyin farkında ancak bir farkla; o elde olanı kabullenmek yerine onu daha iyi yapmaya çalışıyor.

Gerçekçi olmak ya da hayalci olmak seçilebilecek iki farklı bakış gibi gözüküyor başlangıçta. Ancak bu da taraf seçmek gibi temel bir önyargının sonucu. Ted ise bu önyargıya sahip değil. Gerçekleri görüyor, onları yaşıyor ancak bu onu hayal kurmaktan ve pozitif olmaktan alıkoymuyor. “Hollywood sineması sözüm sana…” diye giriş yapmama az kaldı farkındayım ama bence Ted Lasso her gerçekçinin izlemesi gereken bir dizi.

Belki de dizinin beni bu kadar iyi hissettirmesi gerçekçi olmanın huzur verici bir durum olmamasından kayanaklanıyordur. Arada bir pozitif insanlarla takılmak vücut sıcaklığımızı 36’ya tekrar yükseltiyor belki kim bilir. Sonuçta bu yıl gerçekçi olamak için oldukça zor bir zaman. Dolayısıyla biraz Ted Lasso, hepimize iyi gelecektir. İşte bu yüzden bana göre yılın en iyisi. Ama herhangi bir yılın değil bu yılın en iyisi.

Son olarak tüm bu hissettirdiklerinin yanında oyunculuk ve teknik yönlerden de oldukça kaliteli bir yapım olduğunu söylemem gerek. Kurgu, bölümlerin süresi, mizah ve oyuculuklar… hepsi amaçladığı etki doğrultusunda son derece uyumlu. Özellikle patron Rebecca karakteri benim en sevdiğim performans oldu, Ted’in de önüne geçerek. İşin futbol kısmına gelirsek; konuya yabancıysanız kesinlikle dert etmenize gerek yok, çünkü Ted sizden de yabancı.

Dizideki en sevdiğim sahnede Ted, Walt Whitman’dan kısa bir alıntı yapıyor. Ben de yazıyı bununla bitirmek istiyorum:

Meraklı ol, ön yargılı değil… Be curious, not judgmental…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: