İZLEYENİ DERİN SORGULAMALARA İTEN DİSTOPYA FİLMLERİ

*V FOR VENDETTA

Remember, remember, the fifth of November…

Bu filmi bilmeyen olduğunu sanmıyorum ancak yine de herkes için şu şekilde özetleyebilirim; İngiltere’de giderek artan baskı ve faşizm koşullarında ortaya çıkan, hatta deyim yerindeyse bu şartların sonucu olan bir kahramanın, ilk kıvılcımı yüz yıllar önce çakılan özgürlük fikrini insanlara yeniden hatırlatma mücadelesi. Aslen Watchmen’in de yazarı olan Alan Moore tarafından yaratılan bir çizgi roman V for Vendetta. Bunu sinemaya uyarlayan ise Matrix’in yaratıcıları Wachowski kardeşler. Daha anlatmama gerek var mı bilmiyorum, mutlaka izlenmesi gerekn bir yapım. Ben her yıl 5 Kasım’da düzenli olarak izliyorum. 🙂

*METROPOLIS

Avusturyalı yönetmen Fritz Lang tarafından çekilen bu 1927 tarihli kült film, aradan neredeyse yüz yıl geçmesine rağmen sinema okullarında ve siyaset bilimi derslerinde anlatılmaya, hakkında makaleler ve tezler yazılmaya devam ediyor. İnsan biçimli robotun ilk defa görüldüğü film olma özelliğini taşıyan yapım muazzam bir kapitalizm ve makineleşme eleştirisi sunuyor. V for Vendetta en popüler distopya olabilir ancak yılların eskitemediği bu devrimci film belki de türün en iyisi. Sıkılmadan ve ön yargıyla yaklaşmadan izlemenizi tavsiye ederim.

*BRAZIL

1985 yapımı bu Terry Gilliam filmi pek çokları tarafından 1984 benzeri güzel bir distopya olarak tanımlanıyor. Evet film çok iyi bir distopya örneği ve kesinlikle bu listede olmayı hak ediyor ancak 1984 ile olan benzerliği bundan ibaret. Filmin asıl alameti farikası yapılmış en başarılı kafkaesk hikaye olması. Özellikle Dava kitabına yakın duran ve kafkaesk mizahla bezeli film, bürokrasinin içinde kayboluşu, fiziksel ve zihinsel hapsedilme duygularını harika yansıtıyor. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Kafkaesk de ne diyenleri biraz araştırma yapmaya ve gerçek kitaplar okumaya davet ediyorum. Özellikle de distopyanın ne olduğunu Açlık Oyunları’ndan öğrendiğini düşünenleri…

*A CLOCKWORK ORANGE

Endüstri sonrası distopik bir gelecekte geçen film, vaktinin çoğunu holiganlık yaparak ve insanlara zarar vererek geçiren çete lideri Alex’in, polis tarafından yakalanarak topluma faydalı olması için beyninin yıkanmasını ve sonrasında gerçekleşen olayları anlatıyor. Efsane yönetmen Kubrick’in yüksek ihtimalle en marjinal filmi olan bu yapım, bireysel şiddet ve onun devlet tarafından meşrulaştırılmış şekli olan kamu ikilemi üzerinden harika eleştiriler çıkarıyor. Şiddetin insan doğası ile olan ilişkisini gösterirken, şiddeti yok etmeye çalışmanın bile bir şiddet eylemi içerdiğini gösteriyor. Sinematografik olarak bakıldığında harika bir film olmasının yanında A Clockwork Orange, eleştirel düşünme yoluna giderseniz sizi bambaşka yerlere savuruyor.

*CHILDREN OF MEN

Yıl 2027, küresel bir kısırlık insanlığın devamlılığını tehdit etmektedir. En son bir çocuğun doğmasının üzerinden yıllar geçmiş ve dünya bir kaosa sürüklenmiştir. Bu distopik gelecekte hamile kalan genç bir kadın güvenli bir yere götürme görevi ise Theo’ya kalmıştır. Başarılı bir distopya örneği olan film türün diğer gereksinimi olan eleştirel yanıyla da öne çıkmaktadır. İnsan doğasını, savaş psikolojisini ve otoriter devleti sorgulayan film en vurucu eleştirisini göçmen politikası üzerinden yapıyor. Sınırlı kaynak ve bunun gibi diğer şeyleri sebep gösteren devlet göçmenlere kaçak hatta suçlu muamelesi yapıyor. Bugünkü göçmen politikasından çok uzak olmayışı ile de ayrıca dikkat çekiyor. Değinmeden geçemeyeceğim bir diğer özelliği ise görüntü yönetimindeki başarısı. Yönetmen A. Cuaron ve gör. yönetmeni Lubezki, sinematografik açıdan harika bir iş ortaya çıkarmışlar. Plan sekanslar ve (izleyince ne demek istediğimi anlayacağınız) meşhur araba sahnesi için bile izlenmeli…

*AKIRA

Bu bölümü standart izleyicinin hakim olmadığı anime dünyasından bir örnekle bitirmek istiyorum. Belki birilerinin ön yargılarını kırmayı başarabilirim.

1988 yılında Tokyo’da gerçekleşen gizemli patlamanın üzerinden 30 yıl geçmiş ve şehir artık Neo Tokyo adıyla bambaşka bir hal almıştır. Devlet ve askeriyenin gölgesindeki şehirde, artan motosiklet çeteleri de bu değişimin sonuçlarından biridir. Bir gün yine bir çete savaşı sırasında Tatsuo, küçük bir çocuğa çarpar. Olay yerine gelen ordu apar topar çocukla beraber onu da alıp bir tesise götürür. Uyandığında değişik güçleri olduğunu keşfeden Tetsuo, çarptığının bir çocuk olmadığını anlar. Her cevap başka bir gizemi doğurur ve karakterimiz sürekli olarak adı geçen efsanevi Akira’yı aramaya başlar. Bu film pek çoklarına göre anime tarihinin dönüm noktalarından biridir. Ayrıca türün batı tarafından tanınmasını da sağlamıştır. Görselliği, kurgusu ve eleştirel derinliği ile yapılmış en iyi distopya filmlerinden biridir. Lütfen şans verin.

Bu yazıyı burada bitiriyorum ancak listeyi Blade Runner, Matrix gibi efsaneler ve adını bile bilmediğiniz diğer yapımlar ile devam ettireceğim.

1 yorum

  1. Hepsi seçkin eserler. bilenlere anımsatan, henüz bilmeyenlere öğreten paylaşımın için teşekkürler. muhakkak çoğu kişinin bu listeye eklemek isteyeceği yapımlar da vardır ama ben olsam Akira’yı post-apocalyptic ve cyberpunk olarak sınıflandıracağım için bu listeye almazdım. tabi ki yapımın tek bir niteliği yok ve öyküsü, tekniği, kurgusu itibariyle farklı sınıflandırmalara sokulabilir ama animedeki malum nükleer savaş sonrası atmosferi yüzünden felaket sonrası niteliği daha ağır basıyor bence.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: