BLACK MIRROR İNCELEMELERİ 5. BÖLÜM: WHITE BEAR

Black Mirror, 2. sezonun bana göre en çarpıcı bölümü olan White Bear’da önce bizi bir bilinmezin içine sürükleyerek seyirci kalma konusuna eğiliyormuş gibi gözüküyor. Sonrasında ise mükemmel bir dönüşle asıl konusunu göstererek adalet sistemine dair derin bir sorgulama yapmamıza sebep oluyor. Bölümü hatırlamak adına önce kısa bir özet geçmek istiyorum. Bundan sonrası bölümü izlemeyenler için ağır spoiler içerecek. İzledikten sonra okumanızı öneririm.

Bir odanın ortasında oturmakta olan Victoria, baş ağrısı ile kendine gelmeye başlar. Üzerinde bir sembol olan televizyon ekranı ve yere saçılmış ilaçlar haricinde pek bir şey yoktur odada. Ve Victoria ise kim olduğu da dahil olmak üzere hiçbir şey hatırlamamaktadır. Önce evin içinde dolaşır sonra da dışarı çıkar. Garip kostümlü insanların onu silahlar ile kovalamaya başlaması ile hikaye gelişir. Bu kovalama süresince pek çok insanın onu telefonları ile kayda aldığını görür, fakat insanlar sadece seyirci kalmakta, ona yardım etmeye çalışmamaktadır. Sonunda bir market girer ve genç bir kadın ona kaçması için yardım eder. İkili kaçarken kamyoneti olan bir adama rastlar ve onunla yola devam eder. Ancak Victoria sonradan o adamın da diğerlerinden biri olduğunu anlar. Kovalamacanın ve yapmacık bir planın sonunda bir binaya girer, burada sandalyeye bağlanır ve aniden duvar sandığımız şey dönerek açılır. Büyük bir seyirci kitlesi ile karşılaşınca tüm olayın bir oyun olduğu anlaşılır. Öğreniriz ki Victoria, erkek arkadaşı bir çocuğu öldürürken onu kameraya almış ve bu suçundan dolayı sonsuz adalet cezasına çarptırılmış. Bölümün sonunda yaptığı her şey ona izletilir insanların arasından utanç içinde aşağılanarak başladığı noktaya geri götürülür. Hafızası silinerek tüm oyuna yeniden başlanır.

Evet atlayarak yapılan kaba bir özet olabilir ancak bölümün kafanızda canlanması için yeterli olduğunu düşünüyorum…

En başta söylediğim gibi dizi iki kısımdan oluşuyor ve ilkini anlamlandırmak için de ikincisini görmek gerekiyor. Bu en başta acıdığımız kadına daha sonra karışık hislerle yaklaşmamıza neden oluyor. Bağlama sahip olmadığımız için en başta kadına acıyor ve çevredeki insanlara seyirci kaldıkları için sinirleniyoruz. Bu, toplumun artık pek çok şeye seyirci kaldığının ve ellerindeki ekran sayesinde bunu gerçeklikten simülasyona çektiklerinin bir eleştirisi olabilir. Ancak kadının suçlu ve tüm bunların da bir ceza olduğunu öğrendiğimizde bakış açımız değişmekle kalmıyor allak bullak oluyor.

İlk olarak sorulması gereken soru şu: “adalet nedir?”. Adalet, hukuk ile kurumsallaşmadan önce suça orantılı bir ceza anlamına geliyordu. Kişi bir suç işler ve sonrasında suça göre şiddet içeren bir cezaya çarptırılırdı. Kırbaçlanmak, sakat bırakılmak ya da taşlanmak bunların en popüler olanlarıydı. Ayrıca suçun ölçüsü kime karşı işlendiğine bağlı olarak da artabiliyordu. Örneğin eleştirel sesleri susturmak isteyen kilise bunların tanrıya karşı işlenen suçlar olduğunu söyleyerek insanları meydanlarda yakabiliyordu. Peki ama işlenen suçun ölçüsüne ve ona verilecek cezanın buna denk olmasına nasıl karar verilebilir?

Meşhur Hammurabi Kanunları son derece basit bir çözümle kısasa kısas yöntemini öne sürmüştür. Hırsızlık yaparsanız çaldığınız el kesiliyordu ya da birinin gözünü çıkardığınızda sizin de bir gözünüz çıkarılıyordu. Ancak bu tam yansıması olmayan cezalarda yetersizdi. Sonra hukuk yasaları adaleti sağlama görevini üstlendi. Bu bağlamda suç işleyenlerin özgürlükleri ellerinden alınarak hapse atılıyor ve toplumdan ayrılıyorlardı. Böylelikle yaşama hakkına dokunmadan ya da şiddet uygulamadan ceza verilebiliyordu. Hala var olan bu sistem etkiliymiş gibi gözüküyor ancak dizinin de vurguladığı gibi verilen cezanın suça orantılı olması problemi devam ediyor.

Bir cinayetin cezasının sadece hapse atılmak olması yeterli midir? Ya da tecavüz suçu işleyen biri ile dolandırıcılık yapan birinin aynı cezayı alabiliyor olması adalet midir? Bu noktada dizinin sonunda “oh iyi yapmışlar” diyen biri muhtemelen bir seri katilin hapis cezasına çarptırılmasının yeterli olmadığını düşünen dolayısıyla bu adaleti destekleyen biridir. Ancak olaya daha derinlemesine bakan biri de kadının suçu işleyen değil seyirci kalan kişi olduğunu söyleyebilir. Dolayısıyla da bu cezanın suça oranla fazla olduğunu da pekala öne sürebilir. Ancak iki olasılığı da düşünürsek ilk sorumuza geri döneriz: “adalet nedir?”…

Sadece hapse atılmanın yeterli olmayacağı cezalar vardır bu konuda hem fikiriz. Peki bir insanın canını alan biri bundan suçlu bulunup idam cezasına çarptırıldığında bu eylem onun suçlu bulunduğu şeyle aynı olmaz mı? Victoria çaresizce koştururken diğer insanların tıpkı onun suç anında yaptığı gibi seyirci kalmaları iyi bir kısasa kısas örneğidir. Ancak cezanın kendisi suçsa adaletin varlığından nasıl söz edebiliriz?

Mevcut hukuk sisteminde insanların pek çok hakkına dokunulmadan sadece özgürlükleri kısıtlanır. Süreç boyunca ise topluma tekrar kazandırılmaları sağlanır (her ne kadar sadece formalitede olsa da). Aynı şekilde cezadan ziyade tedavi odaklıdır. Evet ne kadar gelişmiş bir toplum olsa da bu sistem işlemiyor biliyorum ancak varsayalım ki işliyor. Ahlaken ve kağıt üstünde bu en insancıl yöntem. Fakat küçük bir kıza tecavüz edip onu öldüren birine bu sistemin verdiği hapis cezası pek çoğumuz için adaletten uzaktır. Diğer yandan da ilk yöntemin kendisi cezadan ziyade suç niteliği taşımaktadır. İşte ulaşmaya çalıştığım paradoks tam olarak bu. Adalet denen şey hukuk ile aynı görülse de aslında ikisi çok farklı şeylerdir. Ve bu bağlamda bir suçun cezası tam olarak buna uygun biçimde düşmeyeceği gibi adaleti sağlamanın kendisi de bir suç eylemi doğuracaktır. Kafalar yandı mı? Devam…

Diziye geri dönersek konvansiyonel hukukun yerine, halkın da daha adil olduğunu düşündüğü kısasa kısas uygulanıyor. Fakat bu sistemde fark etmeniz gereken bazı çarpıklıklar var. Öncelikle cezaya dahil olan insanların suratlarındaki zevk ifadesine bakmanızı istiyorum. Bu alternatif ceza sisteminin sadizmi güçlendirdiği gün gibi açık. Daha da öteye gidersek bunun bir eğlence programı olarak sunulması ve insanların bunun için ücret ödemeleri sadizmin doruk noktasıdır. Görünen o ki bu sistemde adaletin sağlanması yolunda her türlü şiddet ve sadizm mübahtır. Adaletin ne kadar sağlandığı ise hala ölçülemediği için burada genel bir sınır yoktur.

Konumuzdan biraz uzaklaşsa da dikkat edilmesi gereken başka bir kısım var. Victoria tüm bu süreç boyunca ceza çektiğinden ve işlediği suçtan bihaber. Genel olarak cezanın bir pişmanlık ve ders çıkarmayı beraberinde getirmesi gerekir. Ceza çeken kişinin bunun farkında olmaması ceza sayılabilir mi? İzlediğimiz bu adalet anlayışı onu uygulamaktan ziyade ondan zevk almaya odaklanıyor sanki. İnsanların telefonları ile olanı kaydedip seyirci kalması ve bu şekilde adaletin sağlanmasına yardım ettiklerini düşünmeleri de belki sosyal medya linçlerini akla getiriyor olablilir. Belki de abartıyorumdur!

Sonuç olarak dizinin bence en çarpıcı bölümlerinden biri olan White Bear, adaletin yapısını sorguluyor. Bunu yaparken de, şuan ki adalet sistemini beğenmeyip “böylelerini asacaksın” diyen bizlere bu senaryoyu göstererek aslında bunun da adaleti sağlamada yetersiz kalacağını anlatıyor. Adalet binlerce yıldır bir tartışma konusu olmaya devam ediyor ve dizi herkesin düşündüğü alternatifi yerle bir ederek bunu daha da alevlendiriyor.

Hukukun verdiği ceza adaleti sağlayamıyor. Ancak adaleti sağlayacağı düşünülen ceza da aslında bir suç. Peki bu durumda adalet gerçekten var olabilir mi? Belki de adalet denen şey gerçek olamayacak bir ideadır, gerçek olmasını çok istediğimiz bir yanılsama…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: