TENET: SINIRLARI ZORLAMANIN GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ

Sinemasız geçen uzun bir aranın ardından, artık yoksunluktan kaşınmaya başladığım bir dönemde boş bir salonda izledim Nolan’ın son filmini. Üzerine çokça düşündüm ve diğer eleştirileri okudum. Ancak okuduklarımın büyük bir kısmı filmi ya övüyor ya da gömüyordu. Buradaki kilit noktalardan biri en başta filmi anlayamamaktan doğan bir tepkiydi. Ki buradan çıkan eleştirileri dikkate değer bulmuyorum. Diğeri ise dramatik altyapının zayıf olması ve tekniğe çok bağlı ana temanın her şeyi baskılaması. Bence de filmin asıl sıkıntısı bu dramatik altyapı yetersizliğiydi fakat doğru bir eleştiri yapmak ve daha geniş bir pencereden görmek için biraz “geriye gidip” Nolan filmografisine bakmak gerektiğini düşünüyorum.

Nolan ilk çıkışını 2000 yılında Memento ile yaptı ve zaman ile oynayan kafa karıştırıcı tarzını da biz ilk o filmde gördük. Bu bağlamda Nolan’ın yaptığı filmlerin iki ana unsurdan oluştuğunu düşünüyorum. İlki dramatik altyapı dediğim; karakter derinliğini ve duygusal gelişimi veren yani hikayeye bütünlük katan kısım. Diğeri ise sizi gerçekten düşünmeye itecek yaratıcı bir hikayeyi ve bunu etkileyici hale getirecek sinematografiyi sunan teknik kısım.

Memento’da teknik kısım ağır bassa da dramatik yapı son derece tatmin edici bir seviyedeydi. Bu yüzden de pek çok insan filmi beğenip anlaşılmazlığı üzerinden eleştiride bulunmadı. Sonrasında Nolan dengeyi The Dark Knight ile yakalamayı başardı. Nolan’ın en yüksek puan alan filminin The Dark Knight olması diğerlerinden daha iyi olmasından değil, dengeli olmasından ileri geliyor zaten. Bana göre onun bu iki unsuru eşitlediği tek filmi The Dark Knight; sağlam bir dramatik yapı, karakter derinliği, kimsenin yüzeysel demeye bile cesaret edemeyeceği bir kötü karakter ve doğru motivasyonlar içeriyor. Bunun yanında da oldukça etkileyici bir konuya, zeka dolu bir hikayeye ve ihtişamlı sahnelere sahip. Bu film bence onun sıfır noktası, yani tam potansiyelini en dengeli haliyle sunduğu bir yapım. Bundan sonra Inception, Interstellar ve Dunkirk ile belli bir eğilimde ilerlemeye başladı.

Inception’da dramatik altyapıdan bir miktar çalıp konuya ve tekniğe yatırdı. İnsanlar filmi kafa karıştırıcı bulsalar da yine de beğendiler çünkü drama tatmin edici bir seviyedeydi. Tıpkı Memento gibi… Interstellar’da ise karakter motivasyonları yetersiz olsa da arada vuruculaşan duygusal yönü, dramatik yapıyı ayakta tutmaya yetiyordu. Fakat bu filmde de bir öncekine nazaran tekniğe ve hikayeye daha çok eğilmeyi sürdürdü. Bana göre en iyi filmi kesinlikle Interstellar ancak çoğu insan dengenin bir yöne eğilmesinden rahatsız oldu. Dunkirk ise bence teknik anlamda sinemanın nimetlerini sonuna kadar kullanan bir yapımdı. Muazzam bir IMAX deneyimi sunuyordu bundan dolayı hiçbir şikayetim de yok. Fakat dramatik yapının varlığından söz etmek pek mümkün değildi. Yani film, onu izleme amacınıza göre şekilleniyordu. Ben sağlam bir savaş deneyimi izleyeceğimi düşünüyordum ve filmi beğendim. Ancak Saving Private Ryan gibi ağlamaklı duygusal bir hikaye bekleyenler doğal olarak bunu beğenmedi. Tenet’e geldiğimizde ise durum daha da şiddetli bir hal aldı.

Nolan, zamanla oynayarak insanları düşünmeye ve değişik tecrübeler yaşatmaya odaklandıkça. İnsanların çoğunun beklediğini yani güzel bir hikayeyi veremedi. Tenet bana göre de bu açıdan oldukça yetersizdi. Baş karakterin hem kızı hem de dünyayı kurtarmaya çalışması, yapay bir karakter gelişimi ve ağır rus aksanlı kartondan bir kötü adam… O etkileyici fikri ve tekniği çıkardığınızda elinizde ucuz bir Bond filmi kalıyor bunu kabul etmek gerek. Ancak bir de diğer yönden bakarsak Nolan bu dramatik yönden aldıklarının tamamını diğer tarafa yatırarak bir daha ulaşılması neredeyse imkansız yaratıcılıkta ve teknikte bir deneyim sunuyor. Filmi anlamak gerçekten çaba istiyor ve pek çok ortalama sinema izleyicisi de bu yüzden daha yarısına gelemeden mavi ekran veriyor. Buna böyle hiçbir şey anlamadım diyerek kötü yorum yapıyorlar. Çünkü bu kitle düşünmenin gerekli olmadığı ve her şeyin onlara direkt sunulduğu filmleri tercih ediyor. Filmi anlayıp da beğenmeyenler ise dramatik yapının olmaması konusunda haklılar. Ama onlar da filmin ulaştığı teknik seviyeyi görmezden geliyorlar.

Bu bağlamda filmin zayıf bir yönü olduğu doğru ancak diğer yönden de hiç görmediğimiz bir seviyede olduğu su götürmez. Bunu görebilmek ve filmi ona göre yorumlamak gerekiyor. Ben onu bir film olarak ortalama düzeyde değerlendiriyorum ancak deneyim olarak muazzam bir seviyede. Sinemanın imkanlarını genişlettiği için de ayrıca tebrik edilmesi gerekiyor. Filmin yarısının geri doğru aktığını, görsel efektlerin çok az olduğunu ve hatta (spoiler olacak ama) filmin ortadan diğer kısmın üzerine katlandığını düşünün. Sizce bunu kaç yönetmen çekebilir?

Toparlayacak olursam bu filme doğru bir pencereden bakıldığında her ne kadar drama yönü zayıf da olsa, sinemaya teknik anlamda bambaşka bir boyut getirdiğini görmek gerekiyor. Tahminime göre Nolan bu filmden sonra tekrar denge yönüne doğru ilerleyecek ve insanların daha çok beğeneceği filmler yapacak. Tenet ise onun en düşük puanlı filmi olarak kalacak ancak bir daha da onun gibi bir yapım izleyemeyeceğiz. İzlerken bunu göz önünde bulundurmalı ve filmi bakış açınıza göre değerlendirmelisiniz. Ve son olarak şunu söylemeden de geçemeyeceğim; sondan başlayan pek çok akıl dolu film izledim ancak ilk defa baştan sonlanan hatta kendi içinde dönen bir film görüyorum. Bunu mutlaka deneyimlemek ve bunun farkında olmak gerektiğini düşünüyorum. Tabi filmi anlamayı dahi başaramayanlar için diyecek bir şeyim yok…

Bu da filmin özeti (kendimi tutamadım :))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: