EN İYİ BİYOGRAFİ FİLMLERİ-2

Öylesine siteye bakarken uzun zamandır liste yapmadığımı, hatta önceki listelere devam etmediğimi fark ettim. Sonrasında hem listelerin devamı için çalışma yaptım hem de yeni listeler çıkardım. Bu yazıdan başlayarak her hafta en az bir liste paylaşacağım. Hazırsak başlayalım.

*Temple Grandin (2010)

Pek çok ödül almış bu yapım, otistik olmasına rağmen oldukça büyük işler başarmış harika bir kadının gerçek hikayesini anlatıyor. Kendisini özellikle çiftliklerdeki hayvanların acı çekmesini engellemeye adayan Temple, zaten kesilip yenilecekler o yüzden en azından bunu acısız bir yolla yapmamız gerek der ve bunun için çalışmaya başlar. Bu konuda pek çok sistem ve makine tasarlar ödüller kazanır, hatta üniversitede çalışmaya bile başlar. Gerçeğe oldukça sadık kalan film ise tıpkı Temple’nin otistik insanlara olan ön yargıyı tek başına yıkmaya çabaladığı gibi aynı etkiyi tüm dünyada yaratmaya çalışıyor. Oyunculuk ise ayrıca tebriği hak ediyor. Eğer film sizi kesmezse Oliver Sacks’ın Mars’da Bir Antropolog kitabının son bölümünü okuyabilirsiniz.

*Awakenings (1990)

Hazır Oliver Sacks demişken size Awakenings filmini önermeden devam edemem. Sacks’ın kendi hayatını anlattığı kitabından uyarlanan film, katatonik hastalar üzerinde denen bir ilacın işe yaraması üzerinden ilerleyerek hem beynin ilginç doğasına değiniyor hem de yıllar sonra özgürlüğüne kavuşan bir hasta üzerinden derin sorgulamalara girişiyor. Ayrıca baş rolleri Robin Williams ve Robert De Niro’nun paylaşıyor olması da cabası.

*Ray (2004)

Efsanevi caz sanatçısı Ray Charles’in hayatını anlatan film, hem kurgusu hem de oyunculuklardaki başarısı ile son derece keyifli bir seyir sunuyor. Özellikle baş roldeki Jamie Foxx harikalar yaratıyor. Ayrıca şu sıralar adından çokça söz ettiren Regina King’in de ilk parladığı filmlerden biri Ray. Ancak her şeyin ötesinde muazzam caz parçaları için bile izlenebilir.

*The Motorcycle Diaries (2004)

Motorsiklet Günlüğü olarak da çevrilen film, Genç Ernesto Che Guevara ve arkadaşı Alberto Granado’nun 50’li yıllarda yaptıkları Güney Amerika seyahatini konu ediniyor. Bu güzel macera, bizim bugün tanıdığımız o büyük devrimcinin neden bu yolu seçtiğini anlamamızı sağlarken, politik olmaktan ziyade insani bir kurgudan besleniyor. Dönemin Güney Amerika’sını başarıyla yansıtmasının yanında bunu dramatize etmeden gerçekçi bir şekilde aktarıyor bu bağlamda da yol filmi olma özelliğini her şeyin önünde tutuyor. Geçenlerde detaylı bir yazısını yazmıştım, dilerseniz buradan ulaşabilirsiniz.

*Man on the Moon (1999)

Jim Carrey’in Andy Kaufman’ı canlandırdığı film seyircilerden beklediği takdiri kazanamadı belki ancak bu filmin kötülüğünden değil seyircinin sığlığından kaynaklanıyor. Sırf Jim Carrey var diye gülmek için filme giden bir kitlenin güzel bir dramayı anlaması da beklenemez zaten. Yazık ki Jim Carrey’in iyi bir komedyen olmasının yanında harika bir oyuncu olduğunu göremeyen çok insan var. Size öncelikle bu filmi izlemenizi onun oyunculuğunu görmenizi ardından da filmin çekim sürecine odaklanan Jim and Andy belgeselini izlemenizi öneriyorum. Bir oyuncunun kendisini rolüne ne kadar kaptırabileceğini göreceksiniz ve sonrasında da kendi kişiliğini unutarak derin bir travma yaşamasına şehit olacaksınız. Bu belgeseli hakkındaki yazıma da buradan göz atmak isteyebilirsiniz.

*Dallas Buyers Club (2013)

Pek fazla kişinin bilmediği bu harika film; aids, homofobi, ilaç sektörünün karanlık yüzü, transeksüellik ve devletin ilaç politikası konularına değinmekle kalmıyor adeta hepsinin içinden geçiyor. Standart bir film süresinde tüm bunları eleştirip hepsinin de hakkını vermek kolay iş değil. Ancak bu bile filmin en güçlü yanı değil; ders niteliğinde bir oyunculuk sergiliyor iki oyuncu da. Matthew McConaughey kariyerinin en iyi performansını sergilerken Jared Leto ise insanüstü bir oyunculuğa imza atıyor. Ekstra bilgi: ödül döneminde bu iki aktör tüm törenlerde hem en iyi erkek oyuncu hem de yardımcı erkek oyuncu ödüllerini silip süpürdü. Detay>

*Van Gogh: Painted with Words (2010)

Biyografi olur da Benedict olmaz mı, tabi ki de var. Zaten Benedict için ayrıca bir biyografi listesi yapmak istiyorum zira adamın oynadığı rollerin biyografi olmayanı çok az. Aslında bir belgesel olarak tasarlanan yapım Benedict’in oyunculuğu sayesinde bir film kıvamına gelmiş. Van Gogh ve kardeşi arasındaki mektuplar üzerinden ilerleyen hikaye kesinlikle en iyi biyografilerden biri. Mutlaka izleyin

Devamı gelecek… (Bu sefer söz)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: