CHILDREN OF MEN

2027 yılındayız ve insanlık belki de başlarına gelebilecek en kötü felaketle yüzleşmektedir. İnsanlar üreme yeteneğini kaybetmiş ve son bebeğin doğmasının üzerinden 18 yıl geçmiştir. Pek çok ülke hem ekonomik hem de sosyal yönden çökmenin eşiğindedir. Ayakta kalmayı başaran az sayıdaki ülkelerden biri olan Britanya ise göçmenler başta olmak üzere pek çok krizle baş etmek zorundadır.

Sokaklardan şiddetin eksik olmadığı bu karamsar dünyada, eski bir aktivist olan Theo uzun zamandır görüşmediği karısından bir yardım çağrısı alır. Göçmen bir kadın için güvenli geçiş belgeleri ister ancak durumun ciddiyeti Theo’nun, kadının hamile olduğunu keşfetmesiyle anlam kazanır. Kadın bağımsız bir örgüte, İnsan Projesi’ne ulaşmalıdır, çünkü kendisi ve bebeği bu kaos ortamında politik bir malzeme olmaktan öteye gidemeyecek, belki de daha kötüsü ortadan kaldırılacaklardır. Theo insanlığın bu son umudunu doğru ellere ulaştırmaya çalışacak ve bu yolda insanın karanlık yüzüne tanık olacaktır…

P.D. James’in aynı adlı romanından uyarlanan bu çok yönlü film hem teknik kalitesi, hem hikaye anlatma şekli hem de derin alt metinleri ile kesinlikle birkaç defa izlenmesi gereken yapımlardan biridir. Her izleyişte bambaşka yönlerini keşfedeceğiniz film öncelikle sizi aksiyon dolu plan sekanslar ile kendine bağlıyor. Sahneyi kesmeden uzun süre takip eden kamera gözünüzü bir an bile ayırmanızı izin vermiyor. Karakteri takip etmek yerine sürekli olarak çevreyi göstermesi onunla özdeşim kurmanızı engelleyerek filmi genel olarak deneyimlemenizi sağlıyor. Zaten Cuaron’un bu kendine has üslubu pek çok filminde de aynı etkiyi yaratıyor. Ayrıca Roger Deakins ayarında bir görüntü yönetmeni olan Lubezki de filmin her karesini bir tablo haline getirmiş. Kısacası harika bir teknik kadronun elinden, deneyimlemeniz gereken görsel bir macera çıkmış. Ancak tüm bunların ötesinde her zamanki gibi beni en çok çeken şey alt metinleri ve göndermeleri oldu.

Kitabında yoğun bir şekilde işlenen dini motifler filmin geneline de hakim. Ancak bunlar diğer pek çok farklı öğe ile birlikte göze batmayacak şekilde yapılmış. İsa ve Meryem göndermelerini ve ünlü dini tabloların yorumlarını keşfetmek tabi ki size kalıyor. Ancak sonunda gemiye gitmeye çalışan, insanların son umudunu taşıyan ve tüm hayvanların sevecen yaklaştığı Theo’nun bir Nuh betimlemesi olduğunu fark etmek ilk bakışta kolay olmayabilir benden söylemesi. 😉

Filmdeki bu dini kurtuluş motiflerini pekala ideolojik boyutta da düşünebiliriz hatta farklı metaforlar çıkarabiliriz. Çünkü en nihayetinde Children of Men, faşist politikaları yeren son derece cesur bir film. Örneğin kısırlık olgusunu ideolojik bir kısırlık olarak ele alabilir ve hep aynı yerde döndüğümüz, umut yokmuş gibi gözüken şuan ki durumumuza uyarlayabilirsiniz. Zira filmdeki şiddet sahneleri, göçmenlere uygulanan politikalar, islami gibi gözüken terörist hareketler ve terör karşıtı gibi gözüken islamofobik yansımaları akşam haberlerinde izleyebileceğiniz görüntülerden çok farklı değil. Bu bağlamda film umudun kalmadığı distopik bir gelecekten ziyade tüm umutların görmezden gelindiği karanlık bir şimdiyi resmediyor bence…

Umudun ve geleceğin çocuklar ile bağdaştırılması ise aslında bu şimdiyi anlatma metaforunu destekliyor. Yeni nesiller demek yeni fikirler ve ilerlemeler demektir bir anlamda değil mi. Fakat şuan refah seviyesi yüksek ülkelerde politik ve kültürel açıdan cahil bir nesil yetişirken kaos bölgelerinde bambaşka bir cahilliğe maruz bırakılan şiddet yanlısı çocuklar yetişiyor. Ve bu çocuklar onlara gösterilen şekli ile ya birbirlerine düşman oluyorlar ya da birbirlerini görmezden geliyorlar.

Küreselleşmenin insanları birbirine yaklaştırdığı şu günlerde ideolojiler ve politikaların yeni sınırlar yaratması, yeni yapıcı ilişkiler oluşturmak yerine farklı düşmanlıklar üretiyor sanki. Faşizmin gözle görülen yükselişi insanların milliyetçilik adı altında ortak şeylere nefret duymasını sağlıyor. Üstelik teknoloji bunu öyle bir boyuta taşıyor ki dünyanın öbür tarafında yaşanan bir olay bu tarafta bir anda tartışma yaratabiliyor. Ulaşabileceğimiz o kadar bilginin yanında bize sunulan internetin sınırsız cahilliği ile birleştiğinde, yukarıda da söylediğim gibi ya anlamsız bir düşmanlık ya da sinir bozucu bir tepkisizlik ortaya çıkıyor.

Konuyu dağıtmış olabilirim ancak bundan en çok etkilenenin yani teknolojiyi etkin kullananın çocuklar olduğunu unutmayın. Tıpkı filmdeki gibi uzun süredir kayıp bir nesil yetişiyor. Ben de şunu soruyorum; bizi nasıl bir karanlığa taşıyacağı belli olmayan bu nesil ile filmde hiç var olmayan neslin arasında ne fark var? Belki de çok zorluyorum ancak bana göre bu film yeni bir nesle ihtiyaç duyan umutsuz bir dünyayı gösterirken, var olan umutsuz neslin yeni bir dünyaya ihtiyacı olduğunu sorgulatıyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: