NIETZSCHE AĞLADIĞINDA

“Bazen yaşamın o kadar içini görebiliyorum ki birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını, bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum.”

Nietzsche ve Breuer, farklı dünyaların dahileri olsalar da aynı korkuları ve onlarla birlikte gelen yanılsamaları yaşayan sıradan adamlardır aslında. İki büyük zihin tesadüf eseri bir araya geldiğinde hayata dair derin anlamlar taşıyan bir satranç oyununa girişirler. Fakat bu hayatı ve evreni sorgulatan konuşmaların altında kozmik bir sorgulamadan ziyade kişisel bir kendini arayış yatmaktadır. Zira derin felsefi soruların yanında kişisel problemler önemsiz kalsa da, günün sonunda gözümüzü kapattığımızda bize eşlik eden yine onlardır…

Her şey, tüm erkekleri etkisi altına alan güzel ve son derce zeki bir kadın olan Lou Salome’nin Breuer’i ziyaret etmesiyle başlar. Ona yakın zamanda ilişki yaşayıp sonra ayrıldığı bir filozofu anlatır ve kendisini öldürmesinden korktuğunu söyler. Bir tıp doktoru olan Breuer başta kadının ne istediğini anlayamasa da sonunda Lou, onun bedenini değil ruhunu tedavi etmesini istediğini söyler. Böylelikle bu çekici kadını reddedemeyen Breuer, Nietzsche ile görüşmeye karar verir. Başlangıçta ona ulaşmak son derece zordur çünkü Nietzsche insan ilişkilerini bir tür güç mücadelesi olarak görür ve yardım almayı zayıflık olarak algılar. Fakat Breuer sonunda ortak bir yol bulmayı başarır. 

Breuer onun bir kliniğe yatmasını ve onun sağlığını düzenli olarak takip etmek ister zira Nietzsche pek çok rahatsızlıktan mustariptir. Buna karşılık Nietzsche’den onun ruh doktoru olmasını ve ümitsizlik hastalığını tedavi etmesini ister. Böylelikle Breuer onu elinin altında tutarak hasta kisvesi altında onu tedavi etmeyi amaçlar. Sonrasında ise tüm elde ettiklerini arkadaşı ve öğrencisi olan Freud ile tartışacaktır. Nietzsche ise bu ümitsizlik tedavisi adı altında kendi felsefesini ona açıp hayata bakışını değiştirmeye çalışacaktır. 

Ancak bu satranç oyunu şekil değiştirmeye başlar ve Breuer gerçekten kendi hayatını ve ümitsizliğini sorgulamaya başlar. Keza Nietzsche de kendi felsefi amacını aşarak kişisel yanılsamalarına eğilir. İki adam, hayatlarında gerçekle ilgisi olmayan imgeleri ve yanılsamaları keşfetmeye başladıkça bir anlamda kendi duygularının kaynağına inerler. Zamanla insanın, korkularını ve saplantılarını yanılsamalar yoluyla kendinden uzaklaştırdığını görürüz onlarla birlikte. Bunlardan kurtulmanın yolu ise onların deyimiyle baca temizliği yaparak yavaş yavaş problemin kaynağına inip onunla yüzleşmektir. Ümitsizlik tedavisi olarak başlayan bu karşılıklı konuşmalar, deneme ve yanılmalar, ilginç alıştırmalar ve “baca temizlikleri”, sonrasında başka bir adla anılacak bir yöntemin temellerini oluşturuyor aslında; yıllar sonra Breuer’in genç öğrencisi Freud’un psikoterapi adını vereceği tedavi yönteminin…  

İtiraf etmeliyim ki en büyük teşhis uzmanlarından birinin ve sıra dışı bir filozofun, hayata dair kozmik bir perspektiften tüm insanların yaşadığı bireysel sorunlara eğildikleri sohbetlerine ortak olmak muazzam bir deneyim sunuyor. İnsanın evreni sorgulayıp gerçeklerin arayışına çıkmadan önce kendi yanılsamalarını aşması gerektiğini tokat gibi yüzünüze vuruyor. Ancak o zaman felsefe, gerçeklerden kaçmanın bir aracı olarak değil de onlara ulaşmanın bir yolu haline gelebilir. Bunu Nietzsche ile beraber öğreniyor olmak da ayrı bir etki bırakıyor insan üzerinde. Sonunda tüm hayatı boyunca saklanan ve ara sıra saldıran bu yalnız filozof, Nietzsche, ağladığında olması gerektiği adam haline geliyor. Kendisi ile yüzleştiğinde özgürlüğüne kavuşuyor. Yalnızlığı devam etse de mahkumluğu bitiyor onun için. 

Tanıtım mı oldu özet mi oldu bilemiyorum ancak bu kitabı anlatmak en azından onu okumak kadar değişik bir his yaratıyor. İçinde değinilmesi gereken daha pek çok şey olsa da uzatmanın alemi yok çünkü tek yapmanız gereken bu -tarihi olduğu kadar- sıradan insanların arasına katılıp konuşmaya dahil olmak. Psikolojiye biraz bile ilginiz varsa kitap zaten sizi alıp götürecektir. Yoksa da Nietzsche, Breuer ve Freud sizi etkileri altına alacaklardır bundan eminim…

Alıntılar

“Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.”

“Ölümün son iyiliği bir daha ölümün olmamasıdır, diye düşünürüm her zaman.”

“Beyinde karmaşık düşüncelerin saklandığı bir depo olmak zorunda; bilincin ötesinde ama hep uyanık, her an kendini göstermeye ve bilinçli düşünceler sahnesine çıkmaya hazır.”

“Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir?”

“Eğer bilimi seçerseniz, doğaüstü şeylerin teselli veren zincirlerinden kurtulmak isterseniz, eğer iddia ettiğiniz gibi inançlardan sakınıp, tanrısızlığı benimserseniz, o zaman inananların o küçük rahatlamalarının özlemini duyamazsınız! Tanrıyı öldürürseniz, onun tapınağına sığınmaktan da vazgeçmek, orayı terk etmek zorundasınız!”

“Bütün büyük filozoflar neden kasvetli olurlar diye bir sorun kendinize. Sorun bakalım, kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur? Ben size cevabını söyleyeyim: yalnızca sığ zihinli olanlar, yani sıradan insanlar ve çocuklar!”

“İradenin geriye doğru çalıştırılamayacağı demek, iradenin kifayetsiz olduğu anlamına gelmez! Tanrıya şükür tanrının ölmüş olması demek, var olmanın amacı olmadığını göstermez! Ölümün geliyor olması, yaşamın değerli olmadığı anlamına gelmez!”

“Rahipler! Onlar etkilemenin sırlarını iyi bilirler! İlahilerle sizi idare eder, göğe yükselen kuleleri ve kubbeleriyle bizi bodur bırakırlar; boyun eğme isteğini kamçılar, doğaüstü kılavuzlar, ölümden korunma, hatta ölümsüzlük teklif ederler. Ama bir de aldıkları bedele bir bakın -din köleliği; zayıfa karşı hürmet, bedene karşı, zevke karşı, bu dünyaya karşı nefret. Hayır, bu tür bir teskin etme yolunu, bu insanlık dışı yöntemi kullanamayız! Aklımızın gücünü bilemek için daha iyi yollar bulmalıyız.”

“Özgürlüğümün tadını çıkarıyorum. Tanrılar var olsaydı bize yaratacak ne kalırdı diye soruyorum kendi kendime.”

“Nietzsche haklı: İçinde bulunduğumuz o minicik konumu, kendi yaşamlarımızdan uzaklaşıp, tüm bir ırkın yaşamının, bilincin evriminin üzerine çıkıp izlediğimizde tabi ki o taşıdığı önemi birden yitiriyor.”

“Benim görevim kuşkucuların rahibi olmak mı? Dinsel arzuları, hangi kılığa bürünmüş olurlarsa olsunlar arayıp bulmak ve yok etmekle mi harcayacağım kendimi? Düşman çok güçlü; inancın alevi, ölüm korkusu, unutulma ve anlamsızlık gibi bitmez tükenmez bir yakıtla besleniyor…”

Künye

  • Adı: Nietzsche Ağladığında
  • Yazar: Irvin D. Yalom, Aysun Babacan (Çevirmen)
  • Baskı tarihi: Ağustos 2016
  • Sayfa sayısı: 432
  • Yayınevi: Ayrıntı Yayınları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: