Bitmeyen Savaş

Bence her şey zaten mahvolmuştu ama ben bu dünyada yetişmemiştim. Onlar da “barış zamanı”nın ne olduğunu hiç bilmemişlerdi.

Roman dünyadaki savaşların bittiği ancak dünyanın savaşla henüz işinin bitmediği bir dönemde başlıyor. İnsanlık artık yeni teknolojiler sayesinde galaksiye yayılmaya ve başka gezegenleri kolonize etmeye başlamıştır. Bir gün uzayın derinliklerinde keşif yapan bir robot gemisi, -elde edilen verilere göre- takip edilmiş ve saldırıya uğramıştır. Anlaşılan o ki insanlar evrende yalnız değildir ve yeni komşuları da pek cana yakın sayılmaz.

Dünya hemen buna ayak uydurur ve Birleşmiş Milletler bir anda uluslararası bir askeri birliğe dönüşür. Koloni gemileri askeri kimliğe bürünürken, insanlar arasından da uzayda savaşmak üzere seçkin kişiler seçilerek askeri eğitime alınırlar. Böylece her şeyi onun bakış açısından deneyimlediğimiz başkarakterimiz William Mandella, bu bitmeyen savaşa adımını atar…

Bitmeyen Savaş, askeri bilim kurgunun bana göre yazılmış en önemli ve etkileyici örneğidir. Yıldız Gemisi Askerleri ve Yaşlı Adamın Savaşı gibi klasiklere benzese de gerek vuruculuğu gerekse yazarın bizzat Vietnam gazisi olması sebebiyle hepsinden daha etkileyicidir. Bilim kurgu edebiyatının en önemli iki ödülünü birden alan nadir kitaplardan biri olması da bunun bir kanıtı zaten. Ayrıca yazarın bu başarıyı daha sonra tekrarlayabilmesi de gözden kaçırılmaması gereken bir detaydır.

Kitabın bu denli etkileyici olması, aynı anda iki farklı okuma yapılabilmesinden ve bunun yarattığı ironik durumun klişe bir eleştiriyi orijinalleştirmesinden gelmektedir bana göre. Zira kitap pekala salt bir bilim kurgu olarak okunabilmesini sağlayacak teknik bir kalite yansıttığı gibi, aynı zamanda Vietnam savaşının acımasızlığını ve amaçsızlığını gözler önüne seren gerçekçi bir hikaye de sunuyor. Kuşkusuz bunun arkasında yazarın fizik ve astronomi almış bir gazi olması yatmaktadır ancak ortaya böyle bir eser çıkarabilmek, yetenek olmadan imkansıza yakındır.

Buradan da anlaşılacağı üzere hikayemizin başkarakteri aslında yazarın yarı biyografik bir tasviridir ve onun üzerinden savaşa dair tüm ironik sorgulamaları alaycı bir tavırla yapmaktadır. Çünkü Mandella bir askerin sahip olması gereken zihinsel ve bedensel artılara sahip olduğu gibi militarizmin gerçek doğasını eleştirebilecek zekaya ve eğitime de sahiptir. Ancak tüm bu eleştirilere rağmen sistemin dışında var olamayacağını bildiği için, uyum sağlamaya mecbur olduğunun da farkındadır. Kaldı ki bu hikayeyi basit bir “savaş kötüdür” eleştirisinden ileriye taşıyan da karakterin düşünceleri ve eleştirileridir.

Bunların ışığında bilim kurgudan sıyrılmış hikayenin özü, temelde savaşın asker üzerindeki etkisini anlatıyor ancak bu sınırların da oldukça dışına taşıyor. Gerçek bir gazinin elinden çıktığını yansıtırcasına kitap yoğun hazırlık, eğitim ve seyahat süreçlerinin arasında aksiyon içeren savaş sekanslarını, bir anda olup biten dehşet verici hayatta kalma eylemleri olarak yansıtıyor. Dolaysıyla gerçekçilik açısından tebriği hak ediyor.

Bu eylemler sırasında askerlerin şartlandırma yolu ile hazırlandığını fark ediyoruz. Hikaye bu gibi noktalarda yukarıda bahsettiğim ikili doğasını daha belirgin hale getiriyor; teknolojiyi kullanarak şartlandırma eyleminin yapılmış olması bilim kurguya hizmet ederken, düşmanın iğrenç ve acımasız yaratıklar olarak askerlere kabul ettirilmesi tipik militarist beyin yıkamaya atıfta bulunuyor. Savaş sırasında sorgulama eylemine izin vermeyen üst rütbelilerin vaazları burada yerini aynı işlemi gören sentetik ilaçlara bırakıyor.

Kitaba dair spoiler vermemek için örnekleri sıralamıyorum ancak sanırım değinmek istediğim noktayı anladınız; yazar, teknolojinin gelişimine ve muazzam değişim yeteneğine karşın savaşın asla değişmediğini anlatmaya çalışıyor. Hikayede sizin de yakalayacağınız pek çok küçük ironik eleştiriler bunu sürekli olarak size hatırlatıyor. İşte hem bilim kurgusal olup hem de tam bir savaş romanı olmasının yarattığı ironi bu.

Ancak az önce de belirttiğim gibi hikaye bunun dışına taşarak ilerlemeye devam ediyor. Askerlerin savaş sonrası eve dönüp her şeyin değiştiğini deneyimlemesi ve orada sürekli kötüye giden durumu görüp ne için savaşıldığını düşünmesi, hikayede muazzam bir metafor ile etkisi arttırılmış bir şekilde işleniyor. Evrenin büyüklüğü ışık hızına yakın bir seyahati zorunlu kılıyor ve bu da savaşa gidip dönmek arasında muazzam zaman genişlemeleri anlamına geliyor. Sanırım az da olsa gidişatı anladınız. Haldeman bu noktada, zaten gerçek olan bir durumu bilim kurgunun içinde anlatıyor ve bununla da kalmayıp etkisini başka bir boyuta taşıyor. İtiraf etmem gerekirse bilim kurguyu, gerçekliğin vuruculuğunu arttırmak için kullanan daha iyi bir yazar tanımıyorum.

Anti-militarist bir yapıda olsa da kitap bunu saldırarak ya da acındırarak yapmıyor. Bilim kurgu ve alaycılık da işte burada önemini gösteriyor. Zaten en büyük eleştiriler de savaşın kendisine değil onu sağlayan militarizme getiriliyor. Bunu da savaşa en uzak notalarda, yanin onun etkilerinin en çok hissedildiği yerlerde yapıyor. Savaşın asker üzerinde bıraktığı etki ile topluma uyum sağlayamaması ve yine elinde olan tek şeye yani askerliğe sığınması , militarizmin insanı ne hale getirdiğini gözler önüne seren pek çok eleştiriden sadece biri.

Elimden geldiğince spoiler vermeden anlatmaya çalıştığı bu kitap, değinmediğim ya da değinemediğim pek yönü ile birlikte sizin onu keşfetmenizi bekliyor. Beni en çok etkileyen kitaplardan biri olan Bitmeyen Savaş, herkesin mutlaka okuması gereken bir eser. Çünkü tüm o bilim kurgu öğelerinin, maceraların ve hüsranların ardında bu kitap bize çok temel bir gerçeği göstermeye çalışıyor; değişen ve gelişen şey insanlık değil teknolojinin kendisi. Biz, medeniyet dediğimiz yanılsamanın başlangıcından itibaren birbirimizi incitmenin farklı yollarını bulduk ve buna ilerleme dedik. Oysa asıl sorunumuz üzerinde hiçbir ilerleme kaydedemedik: iletişim eksikliği…

Alıntılar

Kafatasımın içinde olup bitenleri anlamaya çalışırken onu zorlukla duyabildim. Bunun sadece hipnoz telkini olduğunu biliyordum, Missouri’de hipnozu kafamıza yerleştirdikleri seansı bile hatırlıyordum ama bu etkisini hiç de azaltmıyordu. Aklım güçlü yalancı-anıların altında tepetaklak oldu.

sf. 89

Bundan sonra uzun zaman o korkmuş, panik halindeki yaratıkları coşkuyla gebertenin ben olmadığımı kendi kendime hatırlattım. “Ben sadece emirleri uyguladım”ın insanlık dışı hareketler için geçersiz bir özür olduğu yirminci yüzyılda kabul edilmişti… ama emirler bilinçaltının derinliklerindeki kuklacısından geldiğinde ne yapabilirdiniz ki?

sf. 97

Birçokları için savaşın en önemli gerçeği, birden bitecek olursa dünya ekonomisinin çökecek olmasıydı.

sf. 161

Orada öylece afallamış bir halde duruyordum. Son iki yılda yeterince ölüm görmüştüm, ama bu farklıydı… elektronik bir parçanın bozulmasıyla ezilerek ölmekte ya da giysi bozulup da donarak ölmekte asil bir yan yoktu; hatta anlaşılmaz düşmanla çatışırken ölmekte bile… ama o ortamda ölüm doğal görünüyordu.

sf. 165

Parlak ışıkta gözlemi kıstığımda yeşil önlüklerindeki kan makine yağı, biçilmiş gövdeler de onardıkları garip, yumuşak makinelere dönüşüyorlardı. Ama makineler uykularında çığlık atıyorlar ve tamirciler yağlı aletlerini kullanırken teselliler mırıldanıyorlardı.

sf. 190

Künye

Orijinal adı: The Forever War

Yazar: Joe Haldeman

Çeviren: Ardan Tüzünsoy

Yayınevi: İthaki Yayınları

Sayfa sayısı: 304

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: