La Planéte Sauvage: Yok Etme Medeniyeti Üzerine…

Bizimkinden oldukça farklı fakat bir o kadar da benzer bir dünyada geçen hikayemiz iki ırkın zamana yayılan hikayesini anlatıyor. Bunlardan biri mavi ve dev gibi yapılarının yanında ileri gelişmişlik seviyesiyle de dikkat çeken Draag. Diğeri ise bazısı evcil hayvan olarak Draag’ların yanında yaşayan bazısı da vahşi olarak nitelendirilen Om (fransızca Hommes’in kısası yani insan). Draag, Om ırkının popülasyonunu kontrol ederken bazılarını da evcil hayvan olarak yanlarından tutmaktadır.

Bu evcil Om’lardan biri ve aynı zamanda anlatıcımız olan Terr, küçüklüğünden itibaren sahibinin yanında tüm Draag bilgisini öğrenmeye başlar. Günün birinde de bu bilgiyi sağlayan kulaklığı çalarak vahşi denen ırkına götürür. Başta buna karşı çıksa da Om ırkı kısa zamanda “tanrıların bilgeliğini” öğrenmeye ve gelişmeye başlar. Ta ki Draag ile karşılaşacak seviyeye gelene kadar…

1973 yılında Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülü alan bu animasyon, dönemin politik şartlarına bir eleştiri getirdiği gibi aynı zamanda medeniyetin doğasına dair de sağlam bir sorgulamaya girişiyor. Neredeyse hiçbir yerde duymadığım bu film tam anlamıyla gizli bir hazine ve dolayısıyla ben de 350. yazımda (evet o kadar olmuş) bu hazineyi sizinle paylaşmak istedim. Olabildiğince spoiler vermeden filmin eleştirel altyapısını aktarmaya çalışacağım ancak izledikten sonra okumanızı tavsiye ederim. Hadi Başlayalım…

Öncelikle filmin yapımının uzun biri süreye yayıldığını ve 2. Dünya Savaşı sonrası  ile Soğuk Savaş döneminin üzerinde büyük bir etkisi olduğunu belirtmem gerekiyor. Fransa ve Çekoslovakya ortak yapımı olması da bunun etkilerini arttırıyor. Zira biri kendi ittifakından uzaklaşmaya çalışırken istilaya uğruyor diğeri ise Avrupa’nın doğuya en yakın ülkesi olmanın zorluklarını yaşıyor. Bu noktada film metaforlar yoluyla sunduğu eleştirilerini bize iki katmanda aktarıyor. Ben öncelikle yapımın siyasi eleştirisini biraz olsun yüzeye çıkarmak istiyorum. Sonrasında ise büyük resme bakacağız. 

Filmin temeli olan iki ırk arasındaki husumetin, dönemin doğu ve batı blokları arasındaki gerilimi karakterize ettiğini fark etmek zor değil. Doğal olarak da Draag ırkının batıyı temsil ettiği açıkça görülüyor. Ancak bu yüzeysel eleştiriyi biraz daha derinleştirmek gerek. Draag ırkı Omları sadece hayvan olarak görmekte ve onları incittiğinin bile farkına varamamaktadır. Onlar için en doğru olan şeyi kendilerinin bildiğini düşünen bu ırk ileri ki aşamada onları kontrol etmeye çalışmaktan da geri durmaz. Kendini dünyanın kralı sanan bu ırk bir anlamda Amerikan Rüyası denen şeyin içinde yaşamaktadır. Üstün olduğunu en başta kabullenmiş, diğerlerine ikinci sınıf varlık muamelesi yapan ve gerçek dünyayı olduğu şekliyle göremeyen… Bunun üzerinden film bize Draag ırkının doğası nedeniyle kötü olmadığını, tamamen hırsları ve çıkarları için zalimlik yaptığını gösteriyor. Batıya dair son derece ince bir eleştiri…

Bu bağlamdan devam ederek zamanlarının çoğunu meditasyona ayıran Draag ırkının başka bir seviyede eleştirisine de ulaşırız. En başta bu meditasyonun amacını ve vardığı noktayı merak ediyoruz ve film bize bunu en sonda açıkladığında taşlar yerine oturuyor. Spoiler olacağı için bunu size söylemeyeceğim ancak eleştirel alt metinde  cinsel fantezilerin bunun temeli olduğunu söyleyebilirim. Üstelik bu aktivite, gerçeğin bir yansımasının yansıması olarak resmedildiği için bir anlamda seks üzerine kurulu olan Hollywood’un metaforuna ulaşıyoruz. Hollywood cinsel imgeler üzerinden sapkın olarak nitelendirilen bir fanteziyi satıyor ve film de tam olarak bunu yansıtıyor. 

Bu Amerikan Rüyası metaforu üzerinden aynı zamanda her şeyin mutlu sona varıp kendini haklı olarak görenlerin her daim kazanacağını söyleyen Hollywood filmlerine de bir alternatif olarak sunuyor kendini film. Finalde (korkmayın açıklamam) bu klasik anlatıyı yıkarak distopik anlatımın işleyişini altüst ediyor. Kazanan ya da kaybedenin belli olduğu anlatı biçimine farklı bir fikir sunarak onu yeniden inşa ediyor. Ancak yazıyı bitiriyorum sanmayın. İşin siyasi eleştirisi bir yana, büyük resmi de gözden kaçırmamak gerek. 

Egemen türün diğerleri üzerinde güç sahibi olması bence filmin temel görüşünü şekillendiriyor. Diğer ırka tıpkı biz insanların diğer hayvanlara davrandığı gibi davranan Draag, sonunda kendisinin ebedi olmadığını görüyor. Bu noktada güç sahibi olmak ile onu kullanmak eleştirilirken aynı zamanda gücünün de farkında olmak masaya yatırılıyor. Yolda yürürken karıncaları fark etmeyip üzerilerine basıyoruz ancak göz göre göre tüm türlerin üzerine basmak bu davranışın düzeltilmesi gerektiğini göstermiyor mu? Gelişmişlik denen şeyin yok edebilme gücüyle ölçüldüğü medeniyetimiz, evrimin sonunun yok etmeyi de beraberinde getirdiğinin bir kanıtı mı? 

Belki de bu kaçınılmaz olarak aldığımız medeniyetin yıkıcılığının, sadece farklı bir bakış açısına ihtiyacı vardır. İki farklı ırk olarak açıklamaya başladığım yazının giriş kısmını hatırlayın; daha en başta bilinçsizce bir taraf seçme eylemine giriştiniz ve metin boyunca sürekli adını tekrarladığım ırkı düşman olarak belirlediniz. Ancak küçük bir bakış açısı değişimi ile bu ırk imgelerini, insanın geçmişi ile geleceğinin birer yansıması olarak görmek de pekala mümkün. Geçmişinde ezilenler geleceğinde ezen tarafa geçmeye yatkındır her zaman. Fakat bunu bozmak, ön yargılarımızı kırmakla ve silah doğrultmak yerine el uzatmakla mümkün olabilir. Film işte tüm dünyaya bunu göstermeye çalışıyor; yok etme döngüsünü kırmak ancak yeni şeyler yaratmak ile başarılabilir, tehdit olarak görülen her şeyi yok etmekle değil.    

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: