Black Mirror İncelemeleri 3. Bölüm: The Entire History of You

İlk sezonun son bölümü olan The Entire History of You, kafanıza yerleştirilen bir implant sayesinde gördüğünüz her şeyin kaydedilebildiği ve tekrar tekrar izlenebildiği bir toplumu resmediyor. Bölümün baş karakteri Liam, karısının onu aldattığından şüphelenmesi üzerine biz de bu sistemin detaylarını, gücünü ve dikkatli bakıldığında anlaşılan asıl amacını görüyoruz yavaş yavaş. En başta küçük bir şüphe ile başlıyor ve eski anıları izliyor Liam, fakat giderek kontrolden çıkarak her anını izleyerek sorgulamaya kadar varıyor. Sonucunda ise istediği kanıta ulaşması ile hayatı tamamen altüst oluyor. “Unutamamanın” yaşattığı çaresizlik ile de son sahneye yani Liam’ın implantı kafasından kesip çıkarmasına geliyoruz. Her anını kaydetmesini sağlayan bu gücün aslında onun kullanımı için olmadığı da olayın duygusal yanına kendini kaptırmayanların gözünden kaçmıyor.

Bölümü akış üzerinden izlemek yerine özetin ardından yorumlamak istedim çünkü her ne kadar eleştirel yanı güçlü olsa da hikayesi duygusal tema üzerinden ilerliyor. Dolayısıyla önce göz önünde olan temasını ve onun öznesi olan “unutmanın olanaksızlaşması” üzerinden insan yaşamının nasıl etkileneceği konusunu kısaca yorumlamak istiyorum. Sonrasında ise asıl ilgimi çeken konuyu yani gözetim toplumu ile onun yansıtılış şeklini değerlendireceğim.

Unutmak bir güçtür diyerek söze başlamak istiyorum, çünkü her şeyi hatırlamak demek mutlu olanların yanında kötü anıları da beraberinde getirir. Ki içgüdüsel olarak iyi olanı hatırlamaya meyilli olan insan beyni her şeyi hatırlayabildiğinde, düşünülenin aksine aslında kötü anılarımızın daha fazla olduğu sonucuna varacaktır. Zaten pamuk ipliğine bağlı olan hayattan zevk alabilme durumu bu noktada olumsuz anıların baskısı altında iyice ezilecektir. Ayrıca “öyle demese miydim acaba” şeklinde düşünmekten kendini alamayan insan, elinde böyle bir güç olduğunda bunu sürekli olarak geçmişi tekrar gözden geçirmek için kullanacaktır. Bu didikleme eylemi de tıpkı bölümde olduğu gibi kişiyi paranoyaya sürüklemekten başka bir şeye yaramaz. Haklı veya haksız olmanız burada bir şeyi değiştirmeyecektir; haksızsanız bu paranoyanın içinden hiç çıkamazsınız çünkü bunun için tatmine götürecek bir sonuç gerekir, örnekteki gibi haklıysanız da elde ettiğiniz sonuç sizi daha mutsuz edecek ve unutamamak sonunda sizi cinnete sürükleyecektir.

 

Ayrıca her şeyi hatırlama durumu, paranoyanın yanında bir de geçmişte yaşamak denen şeyi bambaşka bir boyuta taşır. Bölüm içinde buna pek çok örnek verilebilir fakat en çarpıcı olanı kesinlikle baş roldeki çiftin seks sahnesidir. Önce oldukça tutkulu bir sahne görürüz fakat bu aslında geçmişten bir görüntüden ibarettir. Gerçekte tamamen duygudan yoksun bir şekilde birlikte olan çift, onları en mutlu eden anıları izlemektedirler aslında. Dolayısıyla bu iki insan geçmiş ile kendilerini avutmakta ve hissizleşmelerini unutmaya çalışmaktadırlar. Her şeyi hatırlayabilmek en mutlu anıları tekrar izleyebileceğimiz anlamına geldiği için herhangi bir olumsuzlukta buraya kaçmak kesinlikle ilk tercih olacaktır. Hayatın olumsuzluklarla dolu olduğunu düşünürsek bunun giderek bir bağımlılığa dönüşeceği de kaçınılmazdır. Bu bağlamda da insanlar her türlü yeni aktivite karşısında kayıtsız kalacak, yeni anılar yaratmadıkları için de giderek daha da geçmişe dönecek ve kabuklarının içinde hissizleşen nesnelere döneceklerdir. En başında da dediğim gibi unutmak bir güçtür çünkü kötü anıları yok etmese de baskılar , olumlu olana odaklanabilmenizi sağlar ve en önemlisi de size yeni başlangıçlar verir. 

Şimdi işin sosyolojik boyutuna gelebiliriz. Ama önce kısa bir tarih dersi gerektiğini düşünüyorum çünkü bu bölüm gözetim toplumun en ileri seviyesini gösterdiği için bu fikrin kaynağını da bilmekte fayda var. Çünkü bugün teknolojinin en büyük etkisi, sosyolojik düşüncenin öngörülerini gerçekleştirmesidir bence. 

6000 bin yıl önce… Şaka şaka o kadar sıkmayacağım sizi. Ama en azından 1789’a gidip Bentham tarafından yaratılan Panoptikonu öğrenmemiz şart. Panoptikon, aslında Bentham’ın tasarladığı ideal hapishaneye verdiği isimdir. Bu hapishane yuvarlak bir avlu ve ortasında da mahkumları izleyen bir yapıdan oluşur. Ancak özel bir cam ile merkezdeki gözlem yapısı, herkesi görebilmesinin yanında dışarıdan gözükmemektedir. Yani temelde gözlemci kendisinin her şeyi görebildiği fakat diğerleri tarafından görünmez bir konumdadır. 

Foucault daha sonra bu kavramı gözetim fikri içerisinde kavramsallaştırır ve kendi görüşlerinde kullanır. Ona göre Panoptikon bir iktidar modelidir ve gözetimi bir denetim aracı haline getirir. Foucault 20. yüzyılda görünür bir iktidar olmadığını çünkü görünen cezaların yerine insanların kendi kendilerini denetledikleri görünmez bir iktidar yapısı meydana çıktığını söyler. İnsanlar bu yapı içerisinde iktidarın içinde ya da karşısında olamazlar çünkü bizzat onun aracı haline gelmişlerdir.

Hapishanenin Doğuşu kitabında mutlak, disipline edici ve biyo-iktidar olmak üzere üç tip yönetimden bahseder. Mutlak iktidar, itaat gerektiren ve cezalar üzerinden yürüyen klasik yönetimdir. Disipline edici iktidar ise fiziki cezadan ziyade gözetime ve sürekli kontrole dayalıdır. Biyo-iktidar ise tıp ve psikiyatri gibi disiplinleri kullanarak ikna edici söylemler yaratma ve insanların hayatını kontrol etme üzerine yoğunlaşır. Panoptikon bu kavramlar içinde en çok disipline edici iktidara uymaktadır ancak Foucault, bu gözetimin şimdi ve gelecekte daima var olacağını söyler ve biyo-iktidar içinde de yer aldığını belirtir. Yani gözetim, iktidarın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Çünkü bu sistemde gözetleme işini aynı zamanda gözetlenen yaparken, asıl iktidar daima görünmez kalmaktadır. Gözetlendiğinin bilincinde olan aynı zamanda diğerlerini de gözeterek görünmez iktidara karşı iyi bir tablo çizmeye çalışır. İktidar artık bir kişinin değil gözün iktidarı haline gelmiştir der Foucault.

Deleuze ise günümüzde bu disipline edici gözetimin artık bir denetim sistemi haline geldiğini söylemiş ve denetim toplumu kavramını ortaya atmıştır. Gözetim, artık kapalı kurumlar ya da platformlarla sınırlı değil, sürekli olarak bizi sarmalayan bir mekanizma olmuştur. İktidar bu bağlamda bireyi beden değil veri olarak görür. Buradaki veri Deleuze’nin deyimiyle kişisel bilgiye erişim imkanıdır. Hayatımızda yer alan ve bilgilerimizi içeren her dijital araç bu bağlamda denetim toplumuna hizmet eder. Konuyu uzatmış gibi oldum fakat bu bölüm aslında olan şeyin bir yansıması bana göre. İnsanlar bu teknolojik aletleri özgürlüklerinden taviz vererek kullanıyorlar ve bunu gönüllü bir şekilde yapıyorlar. Kendilerini denetlemeye açtıklarının pek de bilincinde olmadan ya da en azından durumun ciddiyetini kavramadan. 

Bu bölümü duygusal etmenlerine bağlı olarak izleyerek karakter ile empati kurduğunuz varsayımında bulunuyorum. Dolayısıyla da yaptığınız eleştirel çıkarım teknolojinin zararlarından pek de öteye gidememiştir. Ancak büyük resme yani karakterlerin içinde yaşadığı dünyaya bakarsanız her şeyi kaydedip, paylaşıp iktidara veri olarak sunuyor olmaları denetimin ne denli güçlü ve yerleşmiş olduğunu gösteriyor. Bir polis kontrol amacıyla sizin tüm geçmişinize erişebilir ya da iş başvurusunda ne kadar deneyiminiz olduğu açıkça görülebilir.

Siz tüm bu gücü ve denetimi görüp adamın aldatılmasına odaklandınız ve kendi elinizle sunduğunuz verilerin sizi nasıl bir denetime maruz bıraktığını görmeden geldiniz. Tıpkı şuan olduğu gibi. Bence buraya bakıp empati kurmaktan ziyade düşünülmesi gereken soruları görmek daha önemli.

Güvenlik gibi sebepler ile kendi mahreminizden ne kadar taviz verebilirsiniz? İktidarın, tüm bireyler üzerinde tam denetime sahip olduğu toplum güvenli mi olarak değerlendirilir yoksa distopik mi? Peki her şeyi kayıt altına alıp paylaşma zihniyetinin hakim olduğu şu günlerde, her şeyi kaydediyor oluşunuz geleceğe dair eylemlerinizi nasıl etkiliyor? Mahremiyet tam olarak nerede başlar? Özgürlük, her daim izlenilen bir sistemin içinde bize ne ifade eder?…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: