Fleabag: Yalnızlık Konusunda Yalnız Değilsin

Bir lakap mı yoksa bir karakter mi olduğunu bilemediğimiz (ancak buna pek gerek de olmayan) Fleabag, tek başına hayata tutunmaya çalışan genç bir kadın. Yakın zamanda büyük bir trajedi yaşıyor ve bununla mücadele edebilmek için (neredeyse) her şeyini paylaşabileceği bir arkadaş yaratıyor; biz. Seyirci olarak biz onu her adımında izlerken o, bize gerçek bir arkadaşı gibi davranıyor; espri yapıyor, gülümsüyor, sırlarını paylaşıyor, dalga geçiyor ve hatta yalan söylüyor…

2016’da yayınlandıktan sonra 3 yıl boyunca ses çıkarmadan bekleyen Fleabag, 2019’da hikayenin ikinci yarısıyla geri döndü ve yılın en iyi birkaç yapımından biri oldu. Dördüncü duvarı yıkan anlatımı ve gerçek kadın karakter yaratma konusundaki başarısı ile bana göre de son yılların en iyisi olan dizi, daha önce denenip de başarılı olunamayan pek çok şeyi tek seferde birleştirmeyi başarmış özel bir yapım. Dahası sektöre yani bir yetenek de kazandırıyor: Pheobe Waller-Bridge. Şimdiden pek çok şeyle adını duyuran bu harika kadının işlerini ileride bol bol seyredeceğiz benden söylemesi. Şimdi dizinin biraz detayına inelim…

Fleabag, öncelikle pek çok yapımın başaramadığını yaparak sahici bir kadın karakter sunuyor bize. Oldukça zeki, çekici ama bir o kadar da sorunlu bir karakter. Zorlama feminizmden uzak son derece doğal bir kadın, ancak sözlerini de kesinlikle sakınmıyor. Kara mizah ise onun karakterinin özünü oluşturuyor. Fakat hayatın zorlukları karşısında gülümsemek değil onun yaptığı. Fleabag, hayat dediğimiz tüm aksilikler toplamındaki anlamsız desenleri görüyor sadece ve onunla dalga geçerek gücünü azaltıyor bir anlamda. Sonuçta gerçek mizah trajediden doğar ve en komik olan şeyler aslında en gülünmeyecek olanlardır. Onu bu kadar saçma yapan ve bu şekilde gerçekliğin gücünü azaltmasını sağlayan da işte budur. Fleabag bunu harika bir şekilde yakalıyor ve absürd olandan geri giderek saf gerçekçiliği de elde ediyor. Ancak mizahı kullanışının yanında, karakter gelişimini etkileyen eşsiz bir özellik daha var: Seyirci.

Karakterimiz büyük bir trajedi yaşıyor ve bunu atlatmak için ya da bir şeyin yerini doldurmak için bizi yaratıyor. Hikaye boyunca biz hep onun yanındayız ve o da bize sürekli olarak bunu tekrar hatırlatıyor. Sürekli bize dönüp konuşuyor ve içinden gelenleri paylaşıyor. Hatta bazı şeyleri sadece bize anlatıyor ve sadece onunla sürekli olarak beraber olan bizim anlayabileceğimiz şakalar yapıyor. Dolayısıyla bir noktada hikayenin en önemli karakterlerinden biri oluveriyoruz. Sanki dizi biz olmadan devam edemeyecek, olması gerektiği gibi gelişemeyecekmiş gibi…

İşte bu noktada birden kafamıza (en azından benim kafama) dank ediyor; bu genç kadının yaşadığı şeyin üstesinden gelmesini sağlayacak ve karakter gelişimini etkileyecek en önemli şey biziz. Yalnızlık insanın en zayıf yönüdür çünkü o paylaşmak ve bir anlamda görülmek ister. Bu tek bir kişi tarafından olsa bile. Fleabag yalnız kalıyor ve görülmek istiyor, bu noktada imdadına biz yetişiyoruz.

Hatırlayın kalabalık bir yerde aklınıza komik bir espri geliyor ancak çevrede onu anlayabilecek kimse yok, asıl yalnızlık işte budur ve çoğumuz bunu yaşamışızdır. Bu diziyi en çok sevenler bence bu duyguyu en çok yaşayanlar. Çünkü Fleabag bu duyguyu yaşamış biri olarak sizi, başka birinin boşluğunu doldurmak için kullanıyor. Bir anlamda başkasının yalnızlığını giderirken kendi yalnızlığınızı da bir miktar azaltıyor. Böylece sizi izleyici olarak değil bir karakter olarak diziye dahil ediyor. Şimdiye kadar izlediğim hiçbir yapımda böyle bir etki görmedim ve doğal olarak bu dizide en çok sevdiğim ve hayran olduğum şey bu. Üstelik bu dahil olma özelliği ne kadar kendinizi dahil ederseniz o kadar canınızı sıkabilecek bir gerçekçilik haline gelmeye başlıyor.

İlk sezonda Fleabag, sizinle sürekli olarak konuşsa da bu son bölümde azalıyor çünkü size ihtiyacı azalıyor. İkinci sezonun başında da durum bu şekilde gelişiyor ve o ne zaman yalnızlığa yaklaşsa o kadar sizinle konuşuyor. Bu anlamda ilk sezon alışma ayarında olduğu için sizi çok derin etkilemiyor ancak ikinci sezon onun size tekrar ihtiyaç duymasıyla beraber en derine kadar inmeyi başarıyor. Artık onu tanıyorsunuz ve aranızda özel bir dil bile gelişiyor. Adeta iki arkadaş haline geliyorsunuz ve dizi bunu kullanarak zirveye ulaşıyor. Sonrasında ise onun size ihtiyacı kalmayınca size uzaktan el salıyor ancak onun daha iyi olduğunu bildiğiniz için bu sizi üzmüyor. Pheobe, yakın zamanda dizinin devamını getirmeyeceğini çünkü karakterin tamamlandığını açıkladı. İtiraf etmek gerekirse ne kadar sevmiş olsam da onun geri dönmesini isteyeceğimi sanmıyor. Çünkü devamının gelmesi demek onun yalnızlığa düşmesi ve bize ihtiyaç duyması demek. Eğer o sürekli böyle düşerse, imdadına koşacak seyircisi olmayan biz ne yaparız…

Toplayacak olursam Fleabag, televizyonda gerçekçi kadın kadın karakter yaratmanın şuan ki zirvesinde bulunuyor. Bunun da ötesinde dördüncü duvarı yıkarak seyirciyi bir karakter olarak diziye dahil etmesi, onu diğer yapımlardan ayırıyor. Pheobe Waller-Bridge ise her şeyin arkasındaki kadın olarak sektörün içinden geçiyor. Yetmediyse Olivia Coleman ve Andrew Scott gibi iki efsane oyuncuyu da son koz olarak masa bırakıyorum. Mutlaka izleyin ve sonrasında da sakince uzaklaşın. Benim puanım iki sezonun ortalaması; 9,5.

yesfather

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: