Kış Uykusu: İnsan Zihninin Çıkmaz Yollarında…

Anadolu’nun çorak topraklarında adeta kış uykusunda olan bir grup insanın hayatlarına odaklanan film, insan zihninin karanlık labirentinde bir gezintiye çıkıyor…

Eski bir oyuncu olan Aydın, karısı ve kardeşi ile birlikte aileden kalma oteli hem işletmekte hem de orada yaşamaktadırlar. Ancak nispeten entelektüel olarak nitelendirilebilecek bu üç insan halktan uzak oldukları kadar birbirlerine de yabancıdırlar aslında. Bu durum pek çok çatışmayı doğurmakta ve her bir karakterin ikilemler içindeki doğasını gün yüzüne çıkarmaktadır… 

Bazı filmler eğlenmek için vardır, bazıları eleştirmek için bazılarıysa sadece tüketmek için. Ancak nadiren de olsa okunmak için yapılan filmler çıkar karşımıza. Kış Uykusu işte bu filmlerden biri ve esinlenildiği Cehov kitapları gibi Rus klasiklerinin arasına da girebilecek derinlikte bir eser. Dolayısıyla kitap okumayı sevmeyenlerin asla izleyebilecekleri bir film değil. Çünkü bu filmi anlayabilmeniz için onu okuyabilecek yapıda olmanız gerekiyor, pek çok filmdeki gibi oturup ekrana bakmak burada işe yaramayacak. Önceden uyarımı yaptığıma ve sizi kışkırttığıma göre biraz derine inmek istiyorum. 

Her ne kadar Cehov’dan esinlenilmiş olsa da film bence, bir Dostoyevski karakterinin başı sonu bir yere varmayan kendi karanlığı içinde debelenmesini resmediyor. Bunun en büyük sebebi de Aydın haricindeki karakterlerin bir noktada geri plana düşmesi. Bu düşüşün etkisiyle de baş karakterimiz, adının sebepsiz bir şekilde verilmediği kanıtlar bir şekilde, Türk aydınının çelişkili doğasını harika bir şekilde yansıtmayı başarıyor. Anadolu’nun ıssız topraklarında, halkın yanında yaşarken kendini ne oraya ait hissedebiliyor ne de kendi entelektüel çevresinde kendine yer bulabiliyor. Bu aidiyetsizlik hissi sonuç olarak izole olmayı beraberinde getirerek, insanlara bilinçsizce duyulan bir nefret doğuruyor. 

Aydın, çevresindeki insanlara karşı ilgiliymiş gibi gözükse de hiçbiri gerçekten umurunda değil ve söyledikleri de zerre ilgisini çekmediği için onları dinlemiyor çoğu zaman. Bilinç altında kendini onlardan üstün hissediyor ve farkında olmadan ettiği doğruluk ve erdem gibi laflar, karşısındakini ezerek kendisini doğal olarak üst bir mevkiye yerleştiriyor. Yani aidiyetsizlik hissinin bilinçsizce üstünden gelmek için onun insanları anlamadığına değil insanların onu anlamayacak kadar yetersiz olduğuna inanmayı seçiyor. Fakat ara ara gelen id, onu egoist olmakla melankolik olmak arasında tutuyor. Bu yönden bakarsak yönetmen, Freud’un ağzının sulanacağı bir karakter yaratmış diyebilirim.

Sorgulamalarına dikkatli bakıldığında asla olguları eleştirmediği bunun yerine daima insanları hedef aldığı görülüyor. Muhafazakarları gericilikle,inanmayanları umursamazlıklarıyla suçluyor; yaşlıları özgür düşünemedikleri için yargılıyor, gençleri de fazla özgür oldukları için. Eyleme değil eylemi yapana odaklanması amacının sadece nefretini daha da sivrilmek olduğunu gösteriyor. Ancak insanları eleştirirken suçu hiçbir zaman kendinde aramıyor ya da farklı açıdan bakmıyor. Sadece kirayı ödeyemeyeceğini söylemek için onca yolu yayan gelen adamın ayak kokusundan şikayet etmesi ve dediği hiçbir şeyi hatırlamaması bunun güzel bir örneği. 

Diğer karakterlere geçtiğimizde ise yine insanın ikilemler içindeki doğası her noktada görülebiliyor. Düşünebilmeyi en büyük erdem olarak gören Necla, her ne kadar sorgulayıcı bir karakter olsa da sonuç olarak bu yapısını eski hataları ve saçma istekleri meşrulaştırmak için kullanıyor. Nihal ise boşluğa düşmüş ve amaçsızca yaşamakta olan bir karakter. Bağımsız bir birey olmak istediğine inansa da ne yardımları kabul edecek kadar olgun ne de dolaylı düşünebilecek kadar tecrübeli. Bunun yüzünden de haklı olsa bile kendini haksız konuma düşürmekten öteye gidemiyor. En gururlu karakter diyebileceğimiz İsmail ise eylemlerine bakıldığında aynı zamanda en sorumsuzu olmaktan kurutulamıyor. En sorumluluk sahibi olarak gözüken Hamdi ise laf kalabalığı içinde boğuluyor. 

Karakterlerin bu ikilemli doğaları bir yandan onlarla özdeşim kurmamıza engel oluyor. Onları tam eleştirecek iken doğru bir eleştiri ile dengemizi bozuyorlar. Hem haklılar hem de haksızlar… Gibi gözüküyor fakat aslında gerçek bundan çok daha yalın; başkalarını doğru noktalardan eleştirebilecek bakışları olsa da kendilerine dair algıları tamamen yanlış. Bu yüzden yargılanan karakter haksızmış gibi dursa da dönüp karşı eleştiri yaptığında eleştirenin belirsizliği ortaya çıkıyor. Herkes birbirini yanlışlayabiliyor fakat doğru denen kavram ortalarda gözükmüyor. Ne güzel bir insan eleştirisi değil mi?…

Filmin estetik boyutuna gelirsek konusun tıpkı okunabilmesi gibi görselliği de seyredilen bir tabloyu andırıyor. Dış mekanlarda barok, iç mekanda ise belirgin bir Rembrandt etkisi var. Dolayısıyla sinematogrifisi özgünlüğü yakalayabilmiş. Oyunculuk ise konuşmaya bile gerek olmayan bir konu. Zira Haluk Bilginer ve Demet Akbağ yan yana geldiğinde senaryonun önemi ikinci plana düşüyor. 

“Kısacası”,  diyerek özetlemek istemediğim Kış Uykusu, okuyabilenler için muazzam derinlik sunan orijinal bir yapım. Ülkenin yüksek ihtimalle en iyi filmi olan bu yapımı mutlaka izleyin. Özellikle herkesin anlamsızca sıkıldığı şu vakit bolluğunda… 

-Sıkılmak ne demekmiş ya? Sıkılmak için hiç bir zaman bir saniye vaktim olmadı benim. Ayrıca sıkılmak denen duygunun son derece lüks bir duygu olduğunu düşünüyorum bugünkü şartlar altında.

-Valla ben evim, odam, kitaplarım neredeyse kendimi oralı hissederim; başka bir yere de ihtiyaç duymam. Ya bu insanın kendine bir dünya yaratabilme, kendini oyalayabilme yeteneği ile ilgili bir şey. Sen sıkılıyorsun çünkü hiçbir şey yapmadan öyle süzülüp duruyorsun güzelim… Tutku lazım, çalışmak lazım. Çalışmadan geçen hayat dürüst ve namuslu bir hayat değildir diye bir söz var biliyorsun.

-Çalışmaktan ne anladığınla ilgili bir şey o. Çalışmak derken manasızca haldır huldur debelenmek kastedilmiyor orada.

-Eee ne kastediliyor peki?

-Kafasında daha fazla fikir barındıran biri diğerlerinden daha eylemci sayılır. Hiçbir şey yapmasa bile…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: