Edward Scissorhands: Farklı Olmak Yalnız Olmaktır

Kar neden yağar?

Uzun zaman önce şatoda yaşayan ve pek çok icadı olan bir mucit, sonunda canlı bir insan yaratmaya karar verir. Yarattığı bu canlıya bir kalp de koymayı ihmal etmez ve ona Edward adını verir. Ancak mucidin ömrü onu tamamlamaya yetmez ve ellerini bitiremeden ölür. Edward ise ellerinin olması gereken yere monte edilmiş makaslar ile bu kocaman şatoda bir başına kalır. Ta ki kapısı çalınana kadar…

Eğer daha önce bir Tim Burton filmi izlediyseniz onun sinemasına aşinasınızdır. Genelde karanlık hatta gotik diyebileceğim bir tarza işler hikayelerini ancak bu karanlık, şiddet ya da korku içermez. Onun karanlık atmosferi keşfedilmeyi bekleyen farklı bir dünya sunar ve yüzeyin altında daima masumiyet vardır. İşte bu film onun en en kişisel eseri olmasının da etkisiyle, iç dünyasını en iyi yansıtan yapımdır ve tam bir yönetmen filmidir. 

Burton, çocukluğunda insanlarla iletişim kurmayan, karanlık çizimler yapan ve Poe hikayeleri okuyan farklı bir karaktermiş. Yani bu filmde kısmen kendisini anlattığı da söylenebilir. Belki de farklı olmayı ve dolayısıyla yalnız kalmayı bu kadar iyi işleyebilmesinin sebebi de budur. 

 Filme gelirsek; Burton bize önce toplumun nasıl tekdüze olduğunu, onu karikatürize ederek gösteriyor. Çünkü toplum,-sürü psikolojisinin etkisiyle- uyum sağlayanları bünyesinde barındırır ve siz de normal olarak addedilen davranışa ne kadar yakın olursanız o kadar kabul görürsünüz. Genel kanının tersine gitmek ya da normların dışına çıkmak, var olan yaşam biçimine karşı bir tehdit olarak algılanır ve yok edilmesi ya da uzaklaştırılması gerekir. Ancak dışlanma da diyebileceğimiz bu ötekileştirme eyleminin belirli aşamaları ve özel durumları da vardır. 

Toplum, fayda sağladığı ya da sadece egzotik geldiği için farklı olan bireyi özel bir konuma yerleştirebilir. Eller yerine makaslara sahip olan Edward, filmin bir noktasında bunu bir avantaja çevirerek bir anlamda topluma yaklaşır ve bu özel konuma gelir. Bu bağlamda toplum içindeki sanatçıya dair de bir metafor oluşturur yönetmen. Ancak bu özel durum son derece kırılgandır ve herhangi bir uyumsuzluk, toplumun ön yargısını tekrar tetikleyebilir. Bunun sonucu olarak da topluma giriş denemesi, başlangıçtaki dışlanmanın da ötesine geçerek düşmanlığa evrilir. Farklı olmanın bedeli işte budur…

Diğer insanlardan farklı olmak demek, bu filmde de harika bir şekilde işlendiği üzre yalnız olmak demektir aynı zamanda. Çünkü çoğu zaman insanlar sizi anlamaya çalışmaz, bunun yerine sizi törpülemeye daha doğrusu onların güvenliği için sizi düzeltmeye çabalarlar. Bu eylem başarısızlıkla sonuçlandığında ise yokmuş gibi davranıp, sizi toplum dışına iterler. Bu dışlanma karşısında verilen tepkiler genelde üç tiptir. İlki İmitation Game filminden hatırlayacağınız Alan Turing örneğidir. Turing dışlanıyor ve farklı olduğunu biliyor ancak yine de toplumda kabul görmek için davranışlarını ayarlamaya çalışıyor. Diğer tepki ise öfkeye karşı öfke yani toplum düşmanlığıdır. Uç bir örnek olsa da Joker bunu en iyi anlatan karakter. Üçüncü ve bana göre en mantıklı tepki ise kabullenmektir. Toplumu değil kendinizi… 

Farklı olduğunuzu kavradığınızda topluma sizi kabul etmesi için bir şans verebilir ya da en başında uzaklaşmayı seçebilirsiniz. Fakat toplum sizi kabul etse bile onlardan her zaman farklı olacaksınız ve iki durumda da yalnızlık hissi sizi bırakmayacak. Elinizdeki en iyi seçenek belki de en zoru olan yalnızlığı kabullenmek olacaktır. Ancak bu şekilde farklılıklarınızla yaşama özgürlüğüne sahip olabilir ve size anlamlı gelecek hayatı yaratabilirsiniz. Aksi durumda üzülen daima siz olursunuz. 

Edward Scissorhans, tüm bu süreci harika bir şekilde işliyor ve bunu yaparken ne drama başvuruyor ne de sizi acımaya itiyor. Daima masumiyeti öne çıkaran film empati kurmanıza olanak verirken naifliğini hiç kaybetmiyor. Çünkü asıl asıl anlatmak istediği şey ne farklı olmanın üzüntüsü ne de toplumun dışlaması; sadece yalnızlık hissi. Burton bu noktada fil üzerinden tüm yalnızlar ile konuşuyor bir bakıma. Bunun üstesinden gelmiş biri olarak, sizi ve yalnızlığınızı paylaşıyorum diyor.  Nihayetinde asıl önemli olan farklılığını kabul etmek ya da ettirmek değil yalnızlıkla başa çıkabilmek…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: