Pluto: İnsanın Yıkıcılığı ve Yapay Zeka Üzerine

Yakın bir gelecekte robotlar ve insanlar birlikte tek bir toplum olarak yaşamaktadırlar. Bu toplum düzeninde robotlar köle formatından çıkıp kendi haklarını ve özgürlüklerini elde ederek neredeyse insanlarla eşit konuma gelmişlerdir. Birlikte yaşanılan süre boyunca sadece tek bir robot kendi yazılımını çiğneyerek bir insanı öldürmüştür ancak sonrasında 8 yıl boyunca hiçbir robot, insan öldürmemiştir. Fakat bu durum kahraman bir robotun öldürülmesiyle bozulur. Ardından gelen seri cinayetler dünyayı etkisi altına alırken davayı araştıran dedektif Gesicht tüm bu ölümlerin geçmişle bağlantısını bulmaya çalışır. Hikaye ilerledikçe geçmişin karanlığı daha çok aydınlanır, yapay zekanın gelişimi ve insan doğasının gerçek yüzü kendini gösterir ve her şeye yön veren nefret yavaşça görünür olmaya başlar…

Pluto aslında manga tanrısı Osamu Tezuka’nın eseri Astro Boy’un yeniden yorumlanmış halidir. Fakat Naoki Urasawa bunu bir yeniden yorumlamanın da ötesinde bir yeniden yaratım olarak işlemiş ve karşımıza daha karanlık ve eleştirel bir başyapıt ortaya çıkarmış. Pluto, temelde yapay zeka ve insan doğasını karşılaştırsa da bunu pek çok farklı açıdan yapıyor ve yapay zekanın mükemmelliğinin insana yakınlığı ile ölçülmesini eleştiriyor. En derinde ise insan ya da robot fark etmeksizin dünyayı gelişimden mahrum bırakan temel duyguyu yani nefreti anlatıyor.

Seride geçen dünya oldukça gelişmiş ve robotlara kötü davranmanın suç olduğu bir gelecek tasviri sunuyor en başta. Fakat bu durumdan memnun olmayan ve kendi güvensizlikleri yüzünden robotlardan nefret eden insanları göstererek bunu bozuyor. Bu noktada yapay zeka üzerinden aslında temel bir insanlık eleştirisi sunmaya başlıyor Pluto. Yapay zekanın insana ne kadar yakın olursa o kadar mükemmel sayılmasına karşılık, insanın en başta neden mükemmel olarak nitelendirildiğini soruyor. Tüm hikaye boyunca da insanın bu ideadan ne kadar uzak olduğunu sorgulatıyor.

Hikayedeki pek çok yer gerçek ve kurgusal olaylar da aslında pek kurgusal değil. Mesela robotların katılmış olduğu bir savaş sürekli olarak anlatılıyor; okurken bunun nerede olduğunu ve hangi savaşı baz aldığını hemen anlayacaksınız. Robot karakterlerimiz bu savaşa katılmış ve pek çok düşman robotu öldürdükten sonra hayatlarına bu travma ile devam etmişler. Sürekli olarak geri dönüşler ile insanın nefret duygusunu ve onun yol açtıklarını bu savaş üzerinden anlatan manga, duyguları taklit ederek öğrenen yapay ve masum varlıkların insanlığı sorgulaması eşliğinde ilerliyor. Peki dünyayı gelişimden alıkoyan ve savaşların devamlılığını sağlayan “nefret döngüsü”, gezegenin geleceği olan yapay zekanın bunu anlaması ve üstesinden gelmesi ile kırılabilir mi?

Seri boyunca duygu denen şeyi kavramaya çalışan robotları izliyoruz; kimi empati kurmayı öğreniyor, kimi öfkeyle gelen cinayeti, kimi sevdiğinin kaybını yaşıyor kimi de kendini diğerleri için feda ediyor. Ancak sonunda yaşanan tüm kötü şeylerin ardından gelen öfke ve nefretten hiçbir zaman iyilik çıkmayacağını görüyorlar. Pluto’da insanlar ironik ve zekice bir şekilde insan doğasının yıkıcılığını temsil ederken yapay zeka, hatalardan ders çıkararak öğrenen ve gelişen (aslında olması gereken) “ideal insanın” tarifini veriyor. Bu noktada neredeyse tüm klişe Hollywood yapımlarında olan “evet insanlar olarak hata yapıp kötülüğe yol açıyoruz ve dünyayı yok ediyoruz ama bakın ne kadar da tatlıyız” şeklinde saçmalıklar ile aramızda iyiler de var kalıbına saklanarak tüm hatalarını meşrulaştıran ideolojiye de sağlam bir karşılık veriyor. Sonuçta tüm kurgusal yapıtlarda söylenen insanlar doğru yola dönebilir tezi burada çürütülerek yapay zekanın düşünüldüğü gibi duygudan yoksun olmayacağı ve salt duygu değil mantıkla hareket edebileceği vurgulanıyor. Yani tüm bu serinin göstermeye çalıştığı ve bu yazıda da benim anlatmak istediğim şey; temelde bizi yok edeceğini düşündüğümüz yapay zekadan korkmamız, aslında bizden daha üstün ve daha iyi olacaklarını içten içe bilmemizden kaynaklanıyor. Sizce de öyle değil mi?

Toparlayacak olursam Pluto insanın geçmişine ve doğasına dair derin bir sorgulama sunarken, gelecek için de ilginç bir tablo çiziyor. Temelde polisiye ve bilim kurguyu harmanlasa da gizem, psikoloji ve hatta korku unsurlarını bile bünyesinde dengeli bir şekilde barındırmayı başarıyor. Ne eksik ne fazla olan hikayesi ise sağlam bir kurgusal bütünlüğe sahip. Çizimleri ise sizi kendine bağlayacak kadar iyi olsa da üst düzey bir sanat vaat etmiyor. Genel olarak değerlendirmemde 9 veriyorum ancak hikayesi kesinlikle on üzerinden 11 eder. Şiddetle tavsiye ediyorum.

*Manga 2003-2009 arasında yayınlanmış 65 bölümden oluşuyor.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s