Winter on Fire: Ukrayna’nın Özgürlük Savaşı

Çekildiği yıl Oscar’a aday olan bu belgesel, 2013 yılının sonlarında başlayan ve yaklaşık 3 ay süren bir devrimi, Ukrayna halkının istediğini alana kadar hükumete karşı koymasının hikayesini anlatıyor. Baştan sona kronolojik bir şekilde ilerleyen yapım, yaşanan tüm olayları tüm sertliği ile gözler önüne sererken dünyanın her yerinde faşist yönetimlere karşı çıkılabileceğini gösteriyor. 

Uyarı: Bu belgesel pek çok şiddet olayını ve insanın tüm yıkıcılığını gösterdiği için izlemeden önce psikolojinizden emin olun. Kesinlikle ağlayacaksınız ama bu etkilerinden sadece biri.

Her şey çoğunluk oyu ile seçilen başkan Yanukoviç’in, söz verdiği AB üyeliği sürecine başlamayıp tam tersine Putin ile masaya oturması ile başlıyor. Tarih bilmeyenler için kısa özet; Sovyetlerin dağılması sürecinde ayrılan devletlerden biri de Ukrayna’ydı. O dönemden bu yana refah seviyesi yüksek bir ülke olmak için çabalayan Ukrayna, neredeyse tüm halkının da isteği ile Avrupa Birliği’nin bir parçası olmak istiyordu. Başkan Yanukoviç de bunu kullanarak sürece başlanacağını bir seçim vaadi olarak kullanıp yönetime geldi. Sonrasında bunun terine hareket ederek Rusya ile yeni ilişkiler kurmak amacıyla hareket etmeye başladı. Tüm bunların sonucunda ise bazı üniversite öğrencileri Bağımsızlık Meydanı’nda başkanı halkın isteği doğrultusunda hareket etmeye çağırdı ve son yılların en şiddetli sivil haklar direnişi basit, barışçıl bir çağrı ile başlamış oldu.

Hükumetten hiçbir tepki alınamamasıyla meydandaki kalabalık yavaş yavaş artmaya ve isteklerinin ciddi olduğunu söylemeye başladı. Onlar çoğaldıkça devletin polisleri de meydanın çevresinde artmaya başladı. En başta küçük sürtüşmelerle başlayan eylemler, polisin güç kullanması ile şiddet içeren bir kavgaya dönüştü. Öğrencilerin polislerce dövülmesinin ardından halk bir anda meydana yürümeye başladı ve sonunda bu hareket ulusal bir hareket haline geldi. Artık olay sadece AB süreci değil, devletin halkını takmayıp kendi menfaatine hareket etmesi ve istediği kadar şiddet kullanabilmesiydi. Belgeseli izlerken insanların pek çoğunun benzer bir cümle kurduğunu fark edeceksiniz; “eğer şimdi bunun önüne geçmezsek ileride hiçbir şekilde bunun karşısında duramayız”. 

Harekete katılan kişilerin sayısı binleri geçtiğinde hükümetin özel polis kuvveti olan Berkut, ciddi bir güç uygulamaya başladı ve ilk ciddi yaralanmalar meydana geldi. Sonrasında ise şiddet artarak devam etti. Bu noktada halk bu özel eğitimli kuvvetlerle başa çıkamayacağını anladı. Ancak dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi! geri çekilmek yerine emekli askerlerden ve polislerden eğitim almaya başladı. İşte tam burada bir halkın özgürlüğünü elde edebilmesi için ne kadar ileri gidebileceğini ve gitmesi de gerektiğini gördüm. Çünkü bir kez bırakırlarsa tekrar özgür olamayacaklarını biliyorlardı. Bunun ne kadar doğru bir düşünce olduğunu anlamak için çok uzağa bakmanız gerekmiyor. 

Sonrasında ise tam manasıyla kanlı bir direniş ve devamında gelen bir devrimi izliyoruz. Bundan sonrasını izleyerek neler olduğunu kendiniz görün. Ben son olarak bu olay ve etkileri hakkındaki birkaç cümle kurup yazıyı bitireceğim umarım ilginizi çekebilmişimdir…

Ukrayna’da yaşanan bu olay aslında dünyanın pek çok yerinde yapılması gereken sivil eylemlerin hayata geçirilmiş hali bana göre. Çünkü son yıllarda faşizmin tekrar gözle görülür hale geldiği reddedilemez bir gerçek. Bunu söylerken bizim gibi uygar bir Baltık ülkesinden değil Norveç gibi bir Orta Doğu ülkesinden bahsediyorum tabi ki yanlış anlaşılmasın! Dünyadaki pek çok yönetim demokrasi kisvesi altında oy çoğunluğu ile yönetime geliyor ve anında kendi bencil eylemlerine başlıyorlar. Bu eylemler ile hem ülkesini dünyaya bir tehditmiş gibi gösteriyor hem de ülke içi karışıklığa yol açıyorlar. Sonrasında harekete geçenleri ise halkı koruması gereken polis kuvvetleri ile güç kullanarak susturuyorlar. Şiddetin bu şekilde meşrulaştırılması ise bana bir ülkenin savunma ve düzen birimlerinin gerçekteki işlevini dolayısıyla da gerekliliğini sorgulatıyor. Sonuçta ülkeye karşı tehdit oluşturan şey de bir başka ülkenin savunma birimleri değil mi? Sürekli bir ordu ve polis gücü ancak devletin sürekli bir silahı olmaktan öteye gidebilir mi? Ayrıca şiddet uygulamaya yetkisi olan insanların bunu sonuna kadar kullanması ise düzen sağlama adı altında kendini halkın değil de iktidarın bir parçası gibi gören bu kişilerin neden var olduğunu ve insanın doğasını sorgulatan psikolojik bir çıkmaza sürüklüyor beni. 

Bunlar göz önünde bulundurulduğunda iktidarın oy çoğunluğu ile seçildiği bir sistemin ne kadar doğru ve güvenilir olabileceği sizi düşündürmüyor mu? Sonuçta güce sahip olan insanların çoğunluğa göre ya da onlardan güç alarak hareket etmesi eylemlerinin doğru ya da adaletli olduğunu kanıtlamaz. 100 koyundan oluşan bir sürüyü yöneteni seçmek için bir oylama yapıldığını düşünün; kazananı seçen çoğunluk yönetmekten zerre anlamayan koyunlardan ibaret değil midir? Diyelim ki arada farklı fikirleri olanlar da var, peki bunlar yine yönetmekten anlamayan anarşist koyunlar olmazlar mı? O zaman bizi yönetecek kişiyi nasıl seçeceğiz dediğinizi duyar gibiyim. Ancak asıl duymak istediğim şey “yönetilmeye neden ihtiyacımız olsun” gibi cümleler. Bunu hiç düşündünüz mü? 

Henry D. Thoreau, Sivil İtaatsizlik eserinin girişinde “en iyi hükumet en az hükmedendir” diyor. Belki de bizi yönetmeyen ama sadece sistemin işlemesini sağlayan kişiler atamamız asıl işe yarayacak şeydir, tıpkı demokrasi fikri ilk gündeme geldiğinde düşünüldüğü gibi. Çoğunluğun yine de yönetilmeye ihtiyacı olduğunu eğer bu olmazsa yoldan çıkılacağını söyleyebilirsiniz. O zaman ben de size yönetilmeye ihtiyaç duyan bu çoğunluğun yöneticilerinin neden zeki azınlık tarafından seçilemeyeceğini sorabilirim. Bunlar savunduğum ya da çözüm olarak sunduğum şeyler değil, sadece düşündükçe aklıma gelen alternatif fikirler. Bu fikirler ne kadar doğru ya da işe yarar bilemiyorum ama var olan sistemlerin işe yaramadığını söylemek için siyaset profesörü olmaya da gerek yok. 

 

Yazıya belgesel tavsiyesi ile başlayıp siyaset felsefesine kadar geldiğimin farkındayım ancak bu yapımı izledikten sonra üzerine düşünebileceğiniz temeller vermek istedim. Zira bu tarz yapımlar tüketebileceğiniz eğlence ürünlerinden biri değil. Oradaki insanlara üzülmeniz ya da hak vermeniz yetmez çünkü onlar başarılı olmuş bir hareketin sonucu. Aynı şekilde bunu bizde gerçekleşmiş malum bir eyleme benzetmeye çalışmayın çünkü başarısız olmuş eylemlerimiz üzerine edebiyat yapmak anlamsızlıktan başka bir şey değil. Umarım mesaj alınmıştır. Sonraki yazıda görüşürüz. 

Bu arada sivil itaatsizlik gerçekten herkesin okuması gereken bir eser, mutlaka ona da göz atın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: