The Mandalorian

Star Wars ile biraz bile ilgiliyseniz ilk filmin yayınlanmasının ardından 40 yılı aşkın süredir büyümeye devam eden kocaman bir evren olduğunu da bilirsiniz. Pek çok çizgi roman ve kitap ile büyüyen bu evren (yeniler ile beraber) 9 film ile anlatılmaya çalışıldı. Bu filmler de üçlemeler olarak uzun aralıklarda sunuldu. Bunların haricinde bazı animasyon yapımları olsa da hedef kitlesini tam olarak bulamayan bu maceralar Star Wars evrenine pek bir katkı sağlayamadı. İşte The Mandalorian tam olarak bu eksikliğin (aynı zamanda fırsatın) bir sonucu olarak ortaya çıktı ve bana göre oldukça başarılı bir başlangıç yaptı. 

Dizi Disney+ platformunun yayınlanan ilk orijinal yapımlarından biri olma özelliğini taşıyor ve aynı zamanda Star Wars evrenini genişletecek başka yapımların da önünü açacak kilit bir konumda bulunuyor. Zira bu yapımın başarısına göre Disney tıpkı Marvel gibi Star Wars için de sürekli eklemeler yapacağı geniş bir evren yaratma peşinde. Bu bağlamda da dizinin şuan yakaladığı başarı göz önünde bulundurulursa, Star Wars evreninde izleyeceğimiz daha pek çok yapımın bizi beklediğini söyleyebilirim. Artık dizinin detayına girebilirim…

The Mandalorian, altıncı bölüm olan The Raturn of the Jedi filmi ile The Force Awakens arasında geçiyor. İmparatorluğun yıkıldığı ve yeni cumhuriyetin kurulmaya başlandığı bu zaman aralığı galaksinin pek çok yerinde çatışmaların hala sürdüğü karışık bir olsa da Mandalorian başta bize bunu sadece arka planda gösteriyor. Çünkü bu şekilde ne olduğunu ve ne yaptığını tam olarak bilmediğimiz ana karakterimiz ile yabancı bir gezegende maceraya atılıyoruz. Doğal olarak da dizi bu başlangıç ile bize ana evrenle bağ kurma fırsatı vermeyerek sanki ilk defa bir Star Wars yapımı izliyormuş hissi yaratıyor.

Uzun yıllar Star Wars hayranı olan biri için onu ilk defa izlerken hissettiklerini tekrar deneyimlemek gerçekten harika bir duygu. Dolayısıyla The Mandalorian ve dizinin yaratıcısı benim de çok sevdiğim Jon Favreau, bu işi ne kadar ciddiye aldığını gösterirken aynı zamanda ticari kaygılardan uzak tamamen ilk Star Wars ruhuna uygun hareket edeceğini kanıtlıyor. Bu da dizinin neden başarılı olduğunu açıkça gösteriyor zaten. Sonrasında gelecek yeni yapımlar içinde Disney’e bir güvence veriyor aynı zamanda. 

Hikayeye geri dönersek; baş karakterimiz kelle avcısı olarak çalışan bir Mandalorian ve hem geleneğine hem de lonca kurallarına bağlı sadakat sahibi biri. Ancak aldığı son işte teslim etmesi gereken kargonun bir bebek (sıradan bir bebek olmadığını herkes biliyor sanırım) olduğunu görünce, doğru olanı yapmak adına tüm kurallara karşı geliyor. Sonrasında ise galaksi boyunca süren bir kaçış başlıyor. Peşindekilerin ne kadar güçlü olduğunu fark eden kahramanımız mümkün olduğunca ücra yerlere gitmeye çalışıyor. Bu yerlerde de yeni yol arkadaşı ile çeşitli maceralara atılıyor. Ancak eninde sonunda kaçmaya çalıştığı şeylerle yüzleşmesi gerekiyor…

İlk bölümlerde yukarıda bahsettiğim hissiyatı yaratmak için bizi direkt olayların içine atan dizi, galakside yol almaya başladığımızda yavaş yavaş bazı şeylerin cevaplarını verirken bir yandan da aşina olduğumuz yerleri görmemize izin veriyor. Böylece Star Wars evreninde olduğumuzu tekrar fark ediyoruz ve bunun nostaljisini de yaşayabiliyoruz. Bunun yanında en başta diğer yol arkadaşımız olmak üzere keşfedecek pek çok yeni gizem de sunuyor The Mandalorian. Yani her yönüyle bir Star Wars deneyimi sunmayı başarıyor. 

Dizinin teknik detayına da değinmem gerekirse özellikle prodüksiyon tasarımında paraya kesinlikle acımadıklarını söylemem gerekir. Bir dizinin böyle kaliteli arka plan tasarımlarına ve mekan çeşitliliğine sahip olması her zaman görülen bir şey değil. Buna bu kadar yatırım yaptık görsellikten de kolaya kaçamayız diye düşünmüş olacaklar ki görsel açıdan ciddi bir kalite göze çarpıyor. Ayrıca Star Wars ruhuna uygun olarak pek çok karakter CGI değil gerçek maket/modeller şeklinde yaratılmış. Bunların en başında da malum bebek karakterimiz geliyor. Dolayısıyla bu dizi için her şeyin en iyisi kullanılmış tam bir Star Wars yapımı diyebilirim.

The Mandalorian GIF by Star Wars

Oyuncuk mevzusu ise biraz karmaşık çünkü karakterlerimizin bir maket diğeri de maskesi hiç çıkarmayan ve oldukça soğuk bir arkadaş. Ancak buna rağmen Pedro Pascal sesi ve hareketleri ile “V” benzeri bir performans sergileyerek açığı kapatıyor. Modellerin de kalitesinden dolayı diğer karakterimizin kendine has mimikleri bile var. Yan karakterler de sırıtmayan güzel performanslar sergiliyorlar. Yani kısacası oyunculuk açısından harikalar yaratmasa da elinde olanı en iyi şekilde kullanarak belli bir seviyeyi yakalıyor The Mandalorian. 

Toparlayacak olursam bu dizi Jon Favreau etkisi ile ilk Star Wars ruhuna her anlamda bağlı kalmaya çalışıyor. Bunu yaparken de zoru başararak hem ilk defa Star Wars izliyormuş hissini yaşatmayı başarıyor hem de nostalji yapabilecek alan sağlıyor. Görsel ve kurgusal açıdan da oldukça kaliteli olan yapım uzun süredir sağlam bir macera arayan Star Wars hayranlarını doyuracak gibi duruyor. Benim seriye puanım 9-9,5 arası.  May the force be with you… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: