Joker: Palyaçonun Ardındaki Yüz

Geçtiğimiz günlerde vizyona giren Joker, yoğun bir ilgiyle karşılandı ve pek çok izleyicinin beğenisini kazandı. Kimileri ona bir toplum eleştirisi olarak baktı kimileri de kaotik bir süper kötü filmi olarak yaklaştı. Ancak Joker aslında bunların da ötesinde tam bir psikanaliz şaheseri. Evet bir süper kötüyü anlatıyor ve evet sağlam da bir toplum eleştirisi barındırıyor fakat onun neden bu hale geldiğini ve aslında eleştiri oklarını nereye doğrulttuğunu çok az insan görebildi. Şimdi filmi katman katman açarak size biraz Arthur’u anlatmaya çalışacağım, Joker’i değil.

*Yazının bundan sonrası spoiler içereceği için lütfen filmi izledikten sonra okuyun.

Filmin yüzeysel olarak eleştirdiği konudan yani sınıf çatışmasından bahsederek konuya giriş yapmak istiyorum. Çünkü Joker , artık hor görülmekten ve acı çekmekten sıkılmış olan yoksul kesimin bir sembolüymüş gibi yansıtılıyor. İş adı altında para getirmeyen palyaçoluk yapması ve devlet fonunun kesilmesi ile “aldığı psikolojik yardımın” durması gibi detaylar da bunun açıkça altını çiziyor zaten. Bu noktada Arthur’un tavrı gerçekten sağlam bir eleştiri ortaya koyuyor ve artık nasıl terapi görebileceğini ve ilaçlarını alabileceğini soruyor. Yani devleti de içine alan toplumun üst kesimi onu her açıdan çaresiz bırakırken o, cevap açık bile olsa naifçe ne yapacağını soruyor.

Sınıf çatışması burada kendini göstermeye başlıyor ve film boyunca hem şehir görüntülerinde hem de Arthur’un yaşadıklarında etkisini arttırıyor. Medyadaki ötekileştirme ile birlikte bu çatışma hali insanlardaki şiddet duygusunu körüklemeye başlıyor. Arthur’un bu çıkmaz içindeki bireysel çığlığı ise zaten sabrı taşan halkı harekete geçirmeye yetiyor. Sonrasında ise Arthur içinde bulunduğu bu sistemin hem sembolü hem de bir sonucu haline geliyor. Sonuçta onu Joker olmaya zorlayan toplumun kendisi. İşte bu noktada onun toplumu temsil ettiği ve aslında bir kahraman olduğu görüşünü benimseyebilirsiniz. Ancak bu tamamen yanlış bir çıkarım.

Dikkat ederseniz Arthur film boyuca tüm normların ve toplumun  dışında seyrediyor. O aslında tamamen dışlanmış biri ve ne üst kesime ne de fakir halka yaklaşan bir yanı yok. Kendini sürekli olarak yeniden üreten bu sistemin dışında kalan biri. Joker olmasındaki en büyük etken de işte bu sisteme dahil olmayışı zaten.  O,  toplumun belirlediği ve nerede nasıl davranması gerektiğini söyleyen normların hiçbirine uymuyor. Bunu en iyi görebileceğiniz sahne ise stand up izlediği kısım. Tüm seyirciler gülerken o susuyor ve alakasız bir anda gülmeye başlıyor. Zaten bu gülme rahatsızlığı da halkın ona bir ucube gibi bakmasına neden oluyor hikaye boyunca.

Gülme konusuna ayrı bir paragraf açmak istiyorum çünkü bu karakterin en spesifik özelliği ve filmin de temel bir eleştirisi. Zira bu gülme hastalığı aslında yaşadığı cehennem gibi hayata ve topluma karşı gösterdiği doğal ve haklı bir tepki bana göre. İnsanın sinir bozulunca sebepsiz yere gülmesi  sizce de doğal bir davranış değil mi. Hatta toplumun baskı ve şiddetine maruz kalan herhangi bir bireyin bunu dışa vurması sağlıklı bir tepki bile sayılabilir. Ancak toplum bunu norm dışı buluyor ve basit bir tepkiyi bile dışlama sebebi olarak görüyor. Arthur’un bu noktada asıl derdinin de toplumsal çatışma değil, toplumun ta kendisi olduğunu görmeye başlıyorsunuz. (umarım)

Arthur tüm bu deliliğin ve şiddetin ötesinde aslında insanlar tarafından incitilmiş narin bir ruh sadece. Ve bunu son ana kadar da korumaya gayret eden “olması gereken vatandaş”. Onun filmin sonuna doğru yaptığı konuşmaları ve büyük tiradını hatırlayın… Yakındığı şeyler toplumun belli kesimleri arasında yaşananları eleştiriyor gibi görünse de aslında daha derin bir anlamda onu dışlayan tüm toplumu eleştiriyor. Çünkü istediği ve dem vurduğu şeyler biraz empati ve sevgiden başka bir şey değil. Ancak kimse onu anlamıyor, arkasından yürüyen kalabalıklar bile. Toplumun üst kesimi onu bir terörist, bir tehdit olarak görürken halk ise onu kahramanlaştırmaya hatta putlaştırmaya çalışıyor. Sonuç olarak kimse Arthur’u  anlamaya çalışmıyor ve sadece Joker’i görmek istiyorlar, her şeyi açıkça ifade etse bile… Bunu pekala siz seyirciler için de söylemek mümkün. Zaten bu noktada film, asıl eleştirisi ile dördüncü duvarı deyim yerindeyse seyircinin üzerine yıkıyor ancak kimse bunu fark etmiyor. Tıpkı filmdeki halk gibi.

Film pek çok yerde yaş sınırı ve güvenlik önlemi ile vizyona girdi. Onu eleştirenler ise şiddeti özendirdiğini ve insanları kötü etkilediğini söylediler. Çünkü herkes Joker’i görmeye çalıştı ve onu belirli kalıplara soktular. Kimisi tehlikeli dedi kimisi de kahraman olarak gördü (aaa deja vu, anlayabilene).  Ancak kimse Arthur’u anlamaya çalışmadı. Oysa bu film toplum tarafından dışlanan bir adamın bu hale gelmesinin en büyük sebebinin tam olarak bu zihniyet olduğunu gösteriyor. Hatta şiddeti özendirmek bir yana, şiddetin kaynağını ve buna karşı ne yapılması gerektiğini de söylemeye çalışıyor. Daha da ileri giderek bu bakış değiştirilmezse neler olabileceğini de Joker üzerinden anlatıyor.

Zira film o efsane show programı sahnesinden sonra pekala bitebilirdi de. Ama bitmedi çünkü sonrasını da anlatmak istedi. Arthur kimse tarafından anlaşılamadıktan sonra toplumun dışında var olabilmeye devam etmek için elinde olan tek seçeneğe yöneldi. Bu noktada yazının başında söylediğim psikanaliz savına geri dönmek istiyorum.

Şimdiye kadarki tüm Joker içeren yapımlar, onu tam bir deli ve kaotik biri olarak gösterdi. Bu film ise onun nasıl bu hale geldiğini başarılı bir şekilde kurguladı. Tüm eylemleri sonuçsuz kaldığında ve kimse tarafından anlaşılmadığında Arthur tek çare olarak Joker’e dönüştü. Çünkü ancak bu şekilde varlığını koruyabilecek ve topluma karşı gösterdiği psikozlu ama haklı tepkiyi şiddet ile birleştirerek  acı çekmekten kurtulabilecekti.

Dikkat ederseniz hiçbir Joker hikayesinde geri vites yoktur ve iyi denilebilecek bir eylemde bulunmaz. Her ne kadar toplumsal eleştiri yapıyor olsa da o hiçbir zaman kendini toplumun içinde görmez ve tam aksine ne üst kesime ne de halka değer verir. Herkesin sevdiği Dark Knight serisindeki Joker halk kahramanı gibi dursa da aslında kimsenin hayatına değer vermeyen ve toplumu kaosa sürüklemek isteyen bir delidir.

Toparlayacak olursam bu film Joker’in nasıl bu hale geldiğini harika bir şekilde anlatarak onun geçmişini sağlam bir psikanalitik temele oturtuyor. Bunun da ötesinde zekice bir yansıma ile filmin dışına taşan, görmesi zor ama bir o kadar da sert bir eleştiri sunuyor. Bu yüzden de bu filme tanıtım yazısı değil de bir inceleme yazmak istedim. Puan da vermeyi düşünmüyorum. Zaten bu derin anlamların yanında sanatsal değer açısından da yılın en iyi birkaç filminden biri olduğunu düşünüyorum. Oyunculuk açısından ise Joaquin Phoenix tartışmasız bir şekilde yılın en iyisi. Umarım Joker hakkında size farklı bir bakış açısı sunabilmiş ve üzerine düşünecek bir şeyler gösterebilmişimdir.

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s