Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi?

İnsanların tüm gezegeni kuruttuğu, kaynaklarını yok ettiği ve sonunda da nükleer bir savaşla yaşanmaz hale getirdiği bir gelecek düşünün. İşte böyle bir gelecekte dünya güneş ışığından mahrum, karanlığın hüküm sürdüğü ve büyük ruhsuz şehirlerin yükseldiği bir yer haline gelmiştir. Nükleer serpinti neredeyse tüm hayvanları yok ettiği gibi pek çok insan üzerinde de mental problemlere sebep olmuştur. Öyle ki artık insanlığın hayatta kalabilmesi için androidler bir gereklilik haline gelmiştir. Toplumda ise canlı bir hayvana sahip olmak bir statü sembolü haline gelmiştir. Buna gücü yetmeyenler ise onların android kopyaları ile idare etmek zorundadır. 

Ana karakterimiz Rick Deckard da gerçeğine gücü yetmediği için android (elektrikli) koyun sahibi olan bir kelle avcısıdır. Ancak Rick yapacağı son işten alacığı para ile bunun gerçeğine sahip olma hayalleri kurmaktadır. Yaptığı iş ise artık insandan ayırt edilemeyen ve problem çıkaran androidleri “emekli etmektir”. Bunu özel bir tepki testi ile yapan Rick çıkacağı bu son görev ile kendisi dahil tüm gerçekliği sorgulayacak ve gerçek ile yapay arasındaki giderek incelen çizgide kaybolacaktır… 

Pek çoğunuz bu kitaptan uyarlanan ve 1982 yapımı Blade Runner filmini izlemişsiniz ve konuya da az çok hakimsinizdir. Ancak film güzel bir hikaye ve hafif bir felsefe sunsa da kitabın ulaştığı derinliğin yakınından bile geçmiyor. Dolayısıyla filmi izleseniz de izlemeseniz de bu kitabı mutlaka okumanız gerek. Çünkü film, size PKD’nin (Philip K. Dick) anlatmak istediği şeyi vermeyi maalesef başaramıyor. 

Romanda artık androidler insanlardan ayırt edilememektedir, öyle ki pek çok android kendisinin yapay olduğunun bile farkında değildir. Kelle avcıları ise bunu bir test ile doğrulayıp androidleri yok etmekle görevlendirilmişler. Uyguladıkları testte, kişilere değişik rahatsız edici sahneler göstererek, göz hareketlerine ve tepkilerine bakıyorlar. Doğal olarak da tepkisiz kalan ya da yanlış bir tepki veren birini android diye etiketleyerek “emekli ediyorlar”. Bu noktada anlatılmak istenenin yapay zeka tehdidi olduğunu hatta gelecekte insanlığın onların varlığını kabul etmek zorunda kalacağını düşünebilirsiniz. Ancak yazarın asıl anlatmak istediği şey bunlardan oldukça farklı ve onu görebilmeniz için de bir ayna kullanmanız hatta biraz tersten düşünmeniz gerek.

Bir düşünün; kitapta insan olmak, rahatsız edici şeylere verdiğimiz doğal tepkiler üzerinden değerlendiriliyor. Peki bugün televizyonda gördüğümüz çatışmalara, çevre kirliliğine, hayvanlara yapılan işkencelere ve tecavüz haberlerine nasıl tepki veriyoruz. Burada saydığım şeylerin giderek arttığı düşünülürse, biraz ileri giderek son derece tepkisiz kaldığımızı söyleyebilirim. Bunun yorumunu yaparken “sen sanki farklısın” diyebilirsiniz, ancak demek istediğim de tam olarak bu zaten . Gerçeklerin farkındayız fakat ne ben bunlara tepki gösteriyorum ne de siz. PKD işte kitabında bunu anlatmaya çalışıyor. Hikayede görünen şey insanlardan farkı kalmayan androidler olabilir ancak duruma bu açıdan baktığınızda tek göreceğiniz, androidlerden farkı kalmayan insanlar. 

Tepkisiz kalmanın yarattığı (ya da yaratması gerektiğine inanılan) vicdan azabı için ise kitapta ilginç bir din yaratılmış, Merserizm (Mercerism). Bu teknoloji bazlı din aslında insanların empati ihtiyacını karşılamak için kurulmuş gibi gösteriliyor fakat dikkatli bakıldığında burada da aynadan yansıyan şey başka. Bu dinde insanlar empati kutuları aracılığı ile eş zamanlı olarak acı çektikleri bir sanal gerçekliğe bağlanıyorlar.

Durup düşündüğünüz zaman bunun mutluluk temelli bir empati de olabileceğini fark ediyorsunuz ancak durum böyle değil. Bunun acı çekme üzerine olması, yazarın bilinçli olarak yarattığı bir kurgu. Çünkü insanlar, tepkisizliğe alıştıkları için “daha insan” hissetme amacı ile bunu kullanıyorlar. Tıpkı sizin tepkisiz kalıp, elinizde tuttuğunuz empati kutusu ile sosyal medyada tepki veriyormuşçasına paylaşım yaptığınız gibi. (Sanırım PKD için neden kahin denildiğini biraz anlamışsınızdır)

Peki gelişmişliği sürekli olarak teknoloji ile ölçülen insanoğlu, bu teknoloji nedeniyle yapay olarak addettiği androidlerden farkı kalmamaya başladığında, insan olmanın ne anlama geldiğini nasıl açıklayacak? İşte roman bu sorunun etrafında dönüyor ve pek çok sorgulama ile birlikte çelişkili karşıtlıkları da sunuyor. Örneğin kendisinden üstün olmaya başladığı anda androidleri yok etmeye girişen insan, bu noktada doğal seçilimdeki yerini korumaya çalışan en temel haline geriliyor. Ne tezatlık ama.

Bana kalırsa kitap, insanın doğa ve teknoloji arasındaki dengeyi kuramadığını hatta ikisini de uçlarda yaşamasının bir sonucu olarak bu hale geldiğini anlatmaya çalışıyor. Ancak bu sadece benim fikrim ve zaten PKD’nin kafasından geçenleri de kim bilebilir. 

Sonuç olarak bu romanı okumanızı tavsiye ediyorum ve yazarın istediği gibi insan doğasındaki tezatlığı sorgulamanızı, dolayısıyla da teknoloji-doğa uyumsuzluğu üzerine biraz düşünmenizi istiyorum. Sizce ileride gerçek koyunları mı düşüneceğiz yoksa sadece elektrikli olanlarını mı hayal edebileceğiz?

*Blade Runner hakkındaki yazıma da buradan ulaşabilirsiniz.

Kategoriler:KİTAPLAR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s