Düzülke

1884 yılında ilk basıldığından beri okuyucuyu aynı şekilde etkilemeyi başaran Düzülke, iki boyutlu bir dünyanın portresini çiziyor önce. Bir karenin ağzından dinlediğimiz bu dünya iki boyutlu yaşamın nasıl olabileceğini gösteriyor. Ancak basit gibi duran bu iki boyutlu diyarın kendi kuralları, iktidar ilişkileri ve toplumsal sınıfları var.

Kadınların sadece birer çizgi olarak var oldukları Düzülke’de ne kadar çok kenarınız varsa o kadar itibar sahibi olursunuz. Dar açılı üçgenler asker sınıfını oluştururken ülkenin yönetimi ve tüm itibar çokgenlerin elindedir. 

Kare, bu dünyayla ilgili neredeyse her şeyi anlatır bize ve tam sıkılmaya başladığımızda hayatına aniden giren bir küre ile asıl maceramız başlar. Küre sayesinde üç boyutlu bir evrenin varlığını yani Uzayülke’yi keşfeden Kare başta buna inanmayı reddetse de sonunda evrenin, kendi gördüklerinde çok daha fazlası olabileceğini kavrar. Noktaülke de aynı şekilde bu evrenin bir parçasıdır ve sadece kendisinin farkındadır. 

Tüm bu öğrendiklerini kendi dünyasında anlattığında ise düzene karşı gelenlere ve daha fazlasını hayal edenlere her zaman olan şey olur… 

Kitabın konusunu anlatmaktansa genel izlencesini yazmak bana daha doğru geldi çünkü ancak bu şekilde derinliğini gösterebilirdim. Özellikle kitabın ilk kısmı bir noktada sıkmaya başlıyor bu bir gerçek, çünkü neredeyse her detayı anlatmaya çalışıyor. Bu noktada bırakanlar olmasın diye devamında nasıl işlediğini bu yüzden anlattım. İkinci kısma geçtiğinizde ise hikaye akmaya başlıyor ve sona kadar bu şekilde devam ediyor. 

Kitabı bitirdiğinizde ise biraz durup düşünmeye başlıyorsunuz ve tüm bu anlatılanların ne kadar vurucu bir metafor olduğunu tekrar kavrıyorsunuz. İlk kısımda içinde bulunulan toplumun tüm sınırlamaları ve bağnaz düşünceleri gözler önüne seriliyor. İktidar ilişkilerinden kadınların toplumda yok sayılmasına kadar pek çok şey aslında kitabın yazıldığı döneme dair saptamalardan ibaret. Sonrasında bir diğer boyutun varlığının direkt reddedilmesi de gelişime olan kapalılığı gösteriyor. Bu noktada hem dönemi hem de geleceği eleştiriyor bence çünkü bir yerde üç boyutlu bir varlığın kareye kendi dünyasını gösterirken dördüncü bir boyutun varlığı fikrini saçma bulması, gelişim aşaması ne olursa olsun her toplumda kendisinin en üstün olduğuna dair bağnaz inancın var olacağını söylüyor.  

Kısacası yazar Edwin A. Abbott, bu kitapla sadece geometri üzerinden hem dönemini hem de genel insan düşüncesini eleştirerek muazzam bir yaratıcılık örneği ortaya koyuyor. İktidara ve güce odaklanmış toplum yapısının bunu bozabilecek en en ufak bir şeye bile tahammülü olmadığını gösteriyor. Zaten bu nedenle tarih boyunca ortaya çıkmış her yenilik daima dönemin iktidar zihniyeti tarafından engellenmeye çalışılmıştır. Gelişime dair olan anlamsız direnişin sebebi bu kadar basittir aslında. 

Bunu okuduktan sonra kitaptaki  sınırlamaların fiziksel özellikler üzerinden var olduğunu ve bir varlığın bunu nasıl aşabileceğini sorabilirsiniz. Cevap klişe olabilir ama kesinlikle doğru; hayal gücü… Bunun en büyük kanıtı da, henüz Einstein zaman boyutu hakkında yazmaya başlamadan çok önce bu kitabın dördüncü boyuttan bahsetmesi. Dolayısıyla Düzülke muazzam bir yaratıcılığın yanında, kendi kendini kanıtlayabilen harika ve ironik bir eleştiri örneği. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s