Kadın Yönetmenlerin Elinden Çıkmış En İyi Filmler

Hollywood’daki cinsiyet eşitsizliğini ve medyada oluşturulan yanlış kadın algısını bir önceki yazımda paylaşmıştım. Bu konuya ara sıra tekrar değineceğim ve bununla alakalı tavsiyelerde bulunacağım çünkü bunun farkında olmak ve bakış açısını değiştirmek gerçekten önemli. Bunun için de böyle bir listeyle başlamak bana oldukça mantıklı gözüktü.

Yıllardır izlediğiniz filmlerin neredeyse tamamı erkek yönetmenlerin elinden çıkıyor ve dolayısıyla da onların bakışlarını yansıtıyor. Özellikle de erkek filmi denilen aksiyon ya da şiddetin yoğun olarak bulunduğu yapımlar bunun en büyük örnekleri. Tabi ki bunları izlemeyin demiyorum ama bir de kadınların bakış açısından çekilmiş filmler izlemenizi tavsiye ederim. Bu, kendi bakış açınızı geliştirecek ve size farklı deneyimler sunacaktır. Hazırladığım bu liste başlangıç için size faydalı olur umarım. (bu liste bir serinin giriş kısmı ve devamı da gelecek)

*Sıralama rastgeledir

1. Cleo From 5 to 7 (Agnes Varda, 1962)

Film, genç ve güzel sanatçı Cleo’nun kanser olup olmadığını öğreneceği testin sonucu beklediği iki saati gerçek zamanlı olarak anlatıyor. Bu süre zarfında Cleo, Paris sokaklarında gezinirken hayatın acımasızlığını kavrarken başka insanlara da açılacaktır. Fransız yeni dalga sinemasının en iyi örneklerinden olan yapım aynı zamanda şehrin sinemadaki temsili üzerine farklı bir bakış sunuyor.

2.Jeanne Dielman, 23 Quai Du Commerce, 1080 Bruxelles (Chantal Akerman, 1975)

Kocasının ölümünün ardından oğlu ile hayatına devam eden Jeanne, her günü belli bir rutine bağlanmış dul bir kadındır. Her günü birbirinin neredeyse aynı olan bu kadının hayatındaki tek gizem eve aldığı adamlar ile geçirdiği birkaç saat… 3 buçuk saate yakın süresi ve hareketsiz bir kameradan çekilmiş olması ile standart izleyiciyi kendinden uzaklaştıran yapım aslında film teorisinin tersine giden bir baş yapıt. Minimal sinemanın bana göre en başarılı örneği olan film, bizi gerçek hayatın sadeliğine dahil ediyor ve bambaşka bir deneyim sunuyor. Bunu yaparken bir kitap gibi size düşünme imkanı da veren yapım aslında pek çok sorgulama ile birlikte çarpıcı bir kadın eleştirisi de sunuyor. Bu film hakkında sayfalarca yazılabileceği için ne kadar özet geçsem az gelir. Gerçek bir sinefil iseniz mutlaka izleyin.

3.Lady Bird (Greta Gerwig, 2017)

Lady-Bird-Poster

Christine ya da kendine verdiği isimle Uğur Böceği, yaklaşan üniversite tercihleri ve ergenlik problemleriyle baş etmeye çalışan bir gençtir. Annesi ile yaşadığı sorunlar ve bunaldığı çevre yüzünden büyük şehre gitme hayalleri kuran Christine, New York’da okuyabilmek için her yolu dener. Konusu klasik olsa da değişik bir deneyim sunan bu başarılı yapım hakkında hali hazırda bir yazım mevcut. Detaylı okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.

4.Persepolis (Marjane Satrapi, Vincent Paronnaud, 2007)

Marjane Satrapi’nin kendi otobiyografik çizgi romanından uyarladığı animasyon filmi, İran islam devrimini küçük bir kızın -kendi çocukluğunun- bakış açısından anlatıyor. “Devrimin götürdüklerini” gözler önüne seren yapım, yasaklar, şiddet, militarizm ve sapkın dindarlık gibi pek çok eleştiri barındırıyor. Detaylı yazıma da buradan devam edebilirsiniz. Kesinlikle izleyin.

5. Western (Valeska Grisebach, 2017)

Bulgaristan’ın Yunan sınırına yakın bir bölgede yapılacak olan yeni hidroelektrik santralinin inşası için bir grup Alman bölgeye gelir.  Gelişleri ile birlikte de yakındaki köy halkı ile münakaşalar başlar. Ancak grup içinde de bir yabancı gibi olan Meinhard, halk ile beklenmedik bir iletişime girer. Film ilk bakıldığında yaban diyardaki yabancı gibi gözükse de aslında kültürel kimlik ile bunu kullanmaya çok alışmış olan yıkıcı erkeklik arasında sağlam bir özdeşim olduğuna vurgu yapıyor ve iletişim üzerinden harika bir eleştiride bulunuyor.

6. Lost in Translation (Sofia Coppola, 2003)

Bir şekilde yolları Japonya’ya düşen ve hayatlarında mutsuz olan iki Amerikalı’nın, hem duygusal hem de fiziksel olarak kendilerine yabancı bir ortamda kurduklar yakınlığı anlatıyor yapım. Yalnızlık sorgulamasına değişik bir boyut kazandıran film kesinlikle izlenmesi gerekenlerden biri.

7. Leave No Trace (Debra Granik, 2018)

Geçtiğimiz yılın en iyi filmlerinden olan yapım genel olarak tüketim odaklı toplumdan uzakta doğal yaşam mücadelesi veren bir baba ve kızına odaklanıyor. Hayatları koruculardan ve herhangi bir devlet görevlisinden kaçmakla geçen ikili sonunda “medeniyet” ile bir sınamadan geçmek zorunda kalıyorlar. Doğa ve kültür arasındaki çatışmayı betimleyen film ne doğal hayata ne de şehir yaşamına yakın duruyor; ikisine de aynı uzaklıktan bakarak doğayı bir bütün olarak ele almaya çalışıyor. Bu şekilde asıl yapılması gerekeni de göstermiş oluyor zaten. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s