Your Name

Mitsuha, kırsal kesimde bir kasabada yaşamaktadır ve babası da bu kasabanın belediye başkanıdır. Ancak babası çoğu zaman evde olmadığı için daha çok kız kardeşi ve büyük annesiyle zaman geçirmektedir. Babası ile yaşadığı sorunların da etkisiyle Mitsuha , kırsaldan sıkılmıştır ve Tokyo gibi bir şehirde yaşamanın hayallerini kurmaya başlamıştır. Diğer yandan Taki ise Tokyo’da yaşayan ve yarı zamanlı olarak restoranda çalışan bir lise öğrencisidir. Bir gün uyandıklarında bedenlerini değiştirmiş olarak bulan bu iki genç başta bunun rüya olduğunu düşünürler ancak durum tekrar ettiğinde gerçek olduğuna inanırlar. Günlük hayatlarını ciddi anlamda etkileyen bu duruma ayak uydurmaya çabalarken ardındaki gizemi de aydınlatmaya çalışırlar. Ancak keşfedecekleri gerçekler bununla sınırlı değildir…

Gelecekte Miyazaki’nin yerine geçmesi en muhtemel kişi olan Makoto Shinkai, vizyona girdiği yılın kesinlikle en iyisi olan bu filmde gerçekten harika bir iş çıkarmış. Özellikle görsel açıdan harikalar yaratan Shinkai, pek çok farklı unsuru bir uyum içinde sunarak her yönüyle kalite kokan ve klasiklerin arasına girmeyi hak eden bir yapıma imza atmış. Şimdi yavaş yavaş filmin detayına giriyorum.

Öncelikle filmin öne çıkan ve en dikkat çeken yönünden yani görselliğinden bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz gibi teknoloji geliştikçe anime sektörü de yavaş yavaş dijital ortama geçmeye başladı ve buna bağlı olarak elle çizim tekniği de azalma yoluna gitti. Ben dahil pek çok kişi deyim yerindeyse üzerine CGI kusulan bu yapımları bir türlü sevemedik. Çünkü duygular başta olmak üzere pek çok şeyi yeterince (ya da özgürce) yansıtamadığı bir gerçek. İşte bu yüzden hala her şeyi elle çizmeye devam eden Miyazaki’nin yapımlarına kimse rakip olamıyor. Ancak teknolojiyi kullanırken elle çizimden vazgeçmeyen Shinkai yeniyle eskiyi birleştirmeyi başaran nadir kişilerden biri. Bunun sayesinde de bu yapımda olduğu gibi insanın aklını başından alan bir görsellik ortaya çıkarmayı başarıyor. Evet filmdeki görsellikten pek bahsetmedim farkındayım ancak zaten söylenecek hiçbir şey yok. Detaylar, renkler, arka planlar tek kelime ile muazzam.

 

Bu muazzam görselliğin yanında senaryo açısından da gerçekten başarılı bir iş çıkarılmış ve yeniyle eskiyi barıştıran yönetmen, filmin genelinde buna benzer bir uyum yakalayarak kendine has bir özgünlük sağlamış. Filmin her noktasında kırsal ve kent arasında olduğu gibi pek çok zıtlık veriliyor. Ancak tüm bunlar çatışma olmadan ve taraf tutmadan uyum içinde veriliyor. Japon mitolojisi ve gelenekleri filmin genelinde sürekli olarak kendine yer buluyor ve modern/teknolojik yaşam ile, sanki çatışma yokmuşçasına uyumlu bir şekilde aktarılıyor.

Filmin pek çok yerinde gördüğümüz kırmızı iplik, Japon geleneğinde herkesin hem sevdiğine hem de diğer insanlara sürekli olarak bağlı olduğunu anlatan kaderin kırmızı ipliğinin harika bir metaforunu sunuyor. Burada hem romantik bağlılık öne çıkarılıyor hem de modern dünya içinde ne kadar kaybolsak da geleneklerimize ve öz kimliğimize daima bağlı olacağımıza vurgu yapılıyor. Dikkatli izlediğinizde filmin, aslına yönetmeni ne kadar iyi yansıttığını siz de görebilirsiniz. 

Tüm bu dengeli ve uyum içindeki sunum size dingin bir seyir zevki sunuyor, hikayenin içtenliğine kendinizi kolayca kaptırıyorsunuz. Tabi ki hikaye boyunca inişler ve çıkışlar oluyor ancak bittiğinde bu dinginlik hissi devam ediyor. Bunun sebeplerinden biri de diğer eserlerinde yalnızlığı ve depresifliği bolca yansıtan yönetmenin, bu sefer bunları pozitif bakış açılarıyla dengelemiş olması. Yani tüm yazı boyunca söylemeye çalıştığım şey aslında şu; yönetmen tıpkı kendisi gibi filmde de eski ve yeniyi barıştırıyor, aslında uyum içinde olabileceklerini gösteriyor. Bunu hem geleneksele hem de bilim kurguya yer veren bir senaryo ile yapıyor. Dolayısıyla (bence) filmin başarısı aslında yönetmenin en kişisel işi olmasından kaynaklanıyor. Tabi bunun yanında iyi işlenen romantizmi de unutmamak gerek. (gerçekten başarılı)

Çok yazdığımı fark ettiğim için yazıyı bitiriyorum ancak bu filmi kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Ancak sadece görselliği ve ilginç senaryosu için değil, yapmaya çalıştığı (ve bence başardığı) asıl etki için de izleyin. Benim filme puanım 9-9,5 arası.  Fragmana mutlaka göz atın.

⇓Fragman⇓

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s