The Promised Neverland

2045 yılında geçen hikaye, Emma ve onun gibi pek çok çocuğun yaşadığı izole bir yetimhanede başlar. Buradaki çocuklar anne dedikleri bir bakıcı tarafından sevgi dolu bir şekilde yetiştirilmekte ve uygun aile bulunduğunda ise evlatlık olarak oradan gitmektedirler. Bir gün evlatlık olarak giden Conny arkasında oyuncağını unutur ve bunun üzerine Emma ile Norman, o ayrılmadan oyuncağını yetiştirmek için kapıya giderler. Ancak oraya vardıklarında ürkütücü canavarlarla karşılaşırlar ve anne dedikleri kadının onlar için çalıştığını, oranın ise sadece bir tarla olduğunu öğrenirler. Bu korkutucu gerçeği keşfettiklerinde o toz pembe olan dünya anında kaybolur ve her gün girdikleri sınavlar başta olmak üzere pek gizemli durumu fark etmeye başlarlar. Sonraki teslimata kadar az bir zamanları olan çocuklar bu sırları çözmeye çalışırken herkesi güvende tutacak bir kaçış planı yapmaya başlarlar…

2016’da yayınlanmaya başlayan manga, bugüne kadar pek çok ödül aldı ve ciddi anlamda popüler bir hale geldi. Bu yıl ise serinin anime uyarlaması gösterime başladı, ben de bunun üzerine seri hakkında kısa bir tavsiye yazısı yazmaya karar verdim. 

 

Genel olarak gizem unsuru üzerinden başlayan manga sizi bu şekilde yakalamayı başarıyor ve bunu sürekli olarak canlı tutmayı başarıyor. Sırada ne var diye merak ettiğiniz için de kısa sürede fark ettirmeden sizi bağımlısı haline getiriyor. Öyle ki seriye başladığınızda asla tek bölümle kalmayıp en az 3-4 tane okuyorsunuz ve bunun da sürekli  devamı geliyor. Eğer gününüz boş ise onlarca bölüm okuyabilirsiniz uyarmadı demeyin. Tabi tüm bu söylediklerim sadece bir gizem serisi için abartılı gelebilir ancak gizem unsuru bu manga için sadece bir başlangıç noktası. 

Hikaye ilerlemeye başladıkça farklı türlere de yayılmaya başlıyor. Örneğin Lost gibi gizem unsurunu öne çıkararak başlıyor ardından da plan evresi ile Prison Break gibi bir atmosfere bürünüyor. Tabi bunları birbirinden ayrı olarak değil sürekli diğerine ekleyerek yapıyor. Bu bağlamda bakıldığında hikaye sürekli olarak bir evrilme, hatta yenilenme halindeymiş etkisi yaratıyor. Kendini tekrar etmediği için de sıkılma ihtimalinizi neredeyse sıfıra indiriyor. 

Kısacası kurgu yönünden bakıldığında, seri ciddi anlamda bir başarı gösteriyor ve sürükleyicilik açısından tam puan alıyor. Ayrıca Death Note ayarında zeka oyunları ve ters köşelerle dolu olduğunu da belirtmem gerekiyor. Dolayısıyla karakterlerin çocuk olması sizi yanıltmasın, manga kesinlikle çocuklar için değil. Hatta seinen olarak bile nitelendirilebilecek yerleri mevcut. 

Çizimlere gelirsek, başlarda mangaya alışmak zorunda kalabilirsiniz çünkü keskin hatlara sahip olmadığı için ilk okumada bir miktar etkisiz kalabiliyor. Fakat o uzun giriş bölümünden sonra çizimler göze batmıyor ve hikaye sizi yakalamayı başarıyor. Ancak yine de ister istemez karakter çizimleri daha iyi olabilirdi demek geliyor içinizden. Zaten manganın bence güçlü olamadığı tek yönü de bu.

Toparlamak gerekirse; harika bir konu ile okuyucuyu çeken seri, başta gizem olmak üzere çeşitli türler arasında geziniyor ve bu türlerin de hakkını veriyor. Kurgudaki başarısı sayesinde ise en sürükleyici mangalar arasında yerini alıyor. Şu sıralarda animesi ile popülerliği artan seri bence kesinlikle klasiklerin arasında olmayı hak ediyor. Benim puanım 9,5.

08_09

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s