Anatomy of a Murder

Eski başsavcı olan Paul Biegler, hobilerine daha çok vakit ayırdığı sakin bir hayat sürmektedir. Ancak önüne çetrefilli bir cinayet davası çıkmasıyla bu sakin hayatına az da olsa bir hareket gelir. Önceleri gönülsüz olsa daha sonra kabul ettiği bu davada Teğmen Frederick Manion, Barney Quill adındaki bir adamı öldürmek suçundan yargılanmaktadır. İlginç bir şekilde Manion onu öldürdüğünü kabul eder ancak ona göre bunu yapmasının haklı bir nedeni vardır; öldürdüğü adam karısına tecavüz etmiştir.

Hukuk ya da mahkeme filmleri, adına ne derseniz deyin bu tür yapımlar her zaman var olan sisteme dair sağlam eleştiriler getirmeye çalışırlar. Ancak bunu gerçek anlamda başarabilen ve özgün bir anlatım sunabilen yapımlar oldukça azdır. Bir Cinayetin Anatomisi, işte bu nadir yapımlardan biridir ve bana göre bu alandaki en iyi iki filmden biridir (buna en sonda tekrar değineceğim).

Öncelikle filmin eski bir yapım olması (1959) sebebiyle ön yargılı yaklaşabilirsiniz fakat izlemeye başladıktan sonra bunun sizi kesinlikle rahatsız etmeyeceğine emin olabilirsiniz. Bunun sebebi ise kaliteli bir kurgunun yanı sıra merak unsurunun da ustaca yerleştirilmiş olması. Hatta film boyunca devam eden bir belirsizlik hissi sayesinde bu merak unsuru sürekli olarak şüpheye düşmenizi sağıyor. Dolayısıyla da bir süre sonra filmin eski olması sizin görüş alanınızdan çıkmaya başlıyor. 

Kendinizi kaptırdığınızda ise film sizi mahkeme salonuna sokuyor ve hukuk sistemi üzerine harika bir sorgulamaya girişiyor. Tabi ki bu sorgulama alt metinde yapılıyor ancak bunu o kadar güzel biçimde veriyor ki satır aralarını okuyabilenler hatta sadece deneyenler bile anlatmak istediklerini görebiliyorlar. Çünkü film bunu iki taraf arasındaki bir dava üzerinden anlatsa da aslında büyük resimde başka bir tablo çiziyor; Biegler adeta var olan sisteme bir dava açmış ve ona sürekli zayıf noktalarından saldırıyor. 

Bu anlatım biçimi sayesinde Biegler, sistemin ne kadar açığı varsa (ki çok var) hepsini önümüze seriyor ve adaleti sağlayan bu kurumun aslında ne kadar belirsiz bir yapısı olduğunu gösteriyor. Öte yandan bu adaleti sağlama girişimi esnasında iki tarafın avukatı da ellerinde ne varsa “sadece” karşı tarafın kaybetmesi üzerine hareket ediyorlar. Bu noktada avukatın sözcü olmaktan çıkarak şovmen haline gelmesi neredeyse anında gerçekleşiyor ve mahkeme de tam olarak bir gösteri sahnesine dönüşüyor.

Bu bağlamda hukuk sisteminin zayıf noktalarının onarılmamasının bu avukatlar arası gösteriye zemin hazırladığı açıkça görülüyor. Ancak burada bana göre asıl sorulması gerek soru bunun gösteri devam etsin diye bilinçli bir şekilde mi yapıldığı. Bunun abartılı bir sav olduğunu düşünmeden önce unutmayın ki ilaç sanayisi, hastalıkları yok etmeye çalışmayıp hasta olanlara ilaç sattığı için sürekli büyümeye devam ediyor. Üzerine biraz düşünün derim. 

Bunların yanında şov dünyası için en önemli şeyin seyirci olduğunu da hatırlatmak isterim, jüri işte bu noktada devreye giriyor (ya da giremiyor). Film sizi baştan sona belirsizlik içinde tutuyor ve jüriyi de hiç olaya dahil etmiyor çünkü aslında seyirciyi onun yerine koymaya çalışıyor. Daha açık söylemek gerekirse siz bu şovu izledikten sonra kimin suçlu/suçsuz olduğundan ne kadar eminseniz jüri de işte o kadar emin. Yani kısacası adalet sistemi sergilenen bir şova ve o şovdan etkilenen seyircilere dayanıyor. Bu şekilde sağlanan adaletin ne kadar “adil” olduğu ise filmin ortaya koyduğu asıl sorgulama. 

Yazıyı bitirmeden önce en başta belirttiğim iki film mevzusunu biraz açmak istiyorum. Bana göre bu türde tek başına en iyi film diyebileceğim bir yapım yok ancak Anatomy of a Murder ve 12 Angry Men yapımları birlikte değerlendirildiğinde kesinlikle en sağlam eleştiriyi sağlıyorlar. İlki tamamen mahkeme salonundaki gösteri sahnesini gösteriyor diğeri ise jürinin karar vermekte adil olup olamayacağını sorguluyor. Dolayısıyla bu iki yapımı mutlaka izleyin ve beraber değerlendirin. Ancak bu noktada sadece ilkini puanlıyorum ve 9 veriyorum. Diğer filmin yazısına ve verdiğim puana da buradan (12 Angry Men) ulaşabilirsiniz. 

*Not: Burada eleştirilen Amerikan adalet sistemidir ve bizim ülkedeki sistemle bir ilgisi yoktur. O başka bir fıkranın konusu…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s