THE AMERICANS

Soğuk Savaş’ın giderek şiddetlendiği 1980’lerde geçen hikaye, Reagan’ın başkanlık yaptığı dönemde standart bir Amerikan ailesini merkezine alıyor. Ancak banliyöde yaşayan ve her açıdan sıradan gözüken bu ailenin bir sırrı vardır. Evli ve iki çocukları olan  Elizabeth ve Philip, yıllar önce ülkeye yerleştirilmiş Rus ajanlarıdır. Etraflarına mükemmel şekilde uyum sağlayan çift, sakin görünümlerinin tersine sürekli KGB için göreve çıkmakta ve hayatlarını tehlikeye atmaktadır. Diğer yandan vatani görev haricinde aile olmanın getirdiği sorumlulukları da idare etmeye çalışmaktadırlar.

6. sezonu ile birlikte final yapan dizi pek çok unsuru dengeli biçimde kullanması ile belki de alanındaki en kaliteli işe imza attı. Hem casusluğun aksiyonunu yaşatan hem de gerçekliğe bağlı kalmaya çalışan yapım, dönemi ve karakterlerin psikolojilerini de başarıyla aktararak kalitesini sürekli üst düzeyde tutmayı başardı. Bu özelliklerinin yanında bir de kaliteli olduğu kadar uyumlu oyuncu kadrosu, The Americans dizisini kesinlikle izlenmesi gerekenler listesine yazdırıyor. 

Öncelikle The Americans bir dönem ve casusluk dizisi, bunun da kesinlikle hakkını veriyor. Ancak bununla sınırlı kalmıyor ve olaylara sürekli olarak iki cepheden birden bakarak karakterlerin içinde bulundukları psikolojileri de yansıtmayı başarıyor. Hatta bazen ülkeler arası ilişkileri bile aşan bir ailesel krizin içinde bulabiliyorsunuz kendinizi. Baş karakterler tamamen casusluk için yetiştirilmiş olabilirler ancak bu durum çocukları için geçerli değil. Dizi işte bu noktadan ailesel konulara giriş yapıyor ve vatan görevi ile ailenin güvenliğini sürekli olarak karşı karşıya getiriyor. 

Diziye kendinizi kaptırdığınız anda siz de bu çıkmazın geleceğini düşünmeye başlıyorsunuz ve casusların zorlu geçmişlerini öğrendikçe aile problemi daha ağır basmaya başlıyor. Öte yandan casusluk eğitiminin en iğrenç yönlerini göstermesi ile dizinin insani yönü de ortaya çıkıyor ve sıradan casus yapımlarından sıyrılmayı başarıyor. Bu noktada yapımın taraflı olduğunu düşünebilirsiniz, nispeten öyle olduğu noktalar da var yalan söyleyemem. Ama yukarıda da dediğim gibi ideolojik meselelerin işlenmesine rağmen dizinin öne çıkan yönü, gözünü kan bürümüş iki ülke arasındaki savaşın doğurduğu acımasız ortamda hiçbir güvenceleri olmayan ve tam anlamıyla arada ezilmemek için çabalayan bir ailenin duruşu.

Senaryosundaki özgünlüğün ve kalitenin yanında dizi hem kurgu hem de prodüksiyon açısından neredeyse eksiksiz. Özellikle bir dönem dizisi olmasından doğan zorluğu aşmanın ötesine geçerek sizi gerçekten 80’lerde olduğunuza ikna etmeyi başarıyor. Her arka plan her detay ve hatta her eşya ince bir şekilde düşünülerek yerleştirilmiş gibi adeta. Yukarıda insani yönü belirgin desem de kurgu açısından bakıldığında casusluğun aksiyonunu ve temposunu sürekli canlı tutuyor ve harika bir denge kuruyor. Ayrıca  gerçekte de evli olan baş rollerin uyumu ve oyunculuk performansları ciddi anlamda tatmin edici. Bir de kılık değiştirme yetenekleri gerçekten takdir edilesi. (sayfanın altına bununla ilgili görsel var)

Kısacası sadece bir casusluk hikayesi olmanın ötesine geçen The Americans, özellikle insani yönü ile dikkat çekiyor ve dengeli yapısı sayesinde de baştan sona temposunu düşürmeden devam etmeyi başarıyor. Benim seriye puanım belki de 8,5 olmalıydı, ancak takdir ettiğim pek çok yönü dolayısıyla 9 veriyorum.

⇓Fragman⇓

c5742c588b4844ddc4fe1aebf49323de

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s