ROMA

Cleo, Meksiko’nun orta sınıf ailelerinin yaşadığı Roma mahallesinde hizmetçilik yapmakta ve aynı zamanda evdeki çocuklara bakmaktadır. Evden ve çocuklardan arta kalan zamanda sevdiği adamla vakit geçiren bu genç kadının hayatı, ilişkisinin umduğu gibi gitmemesi sebebiyle değişir. Diğer yandan evin hanımı da kocasının yokluğu ile başa çıkmaya çalışmaktadır. Benzer travmalar yaşayan bu iki kadın, siyasi olarak da karışık olan bir ortamda birbirlerine destek olurken çocukların güvenliği ve geleceği için ellerinden geleni yapmaktadırlar…

Yılın en çok tartışılan ve belki de en iyi filmi olan Roma, yönetmen Alfonso Cuaron’un şimdiye kadarki en kişisel yapıtı. Kendi çocukluğundan izler taşıyan film, baştan sona yavaş yavaş açan bir çiçek gibi son derece ihtişamlı ve bir o kadar da basit bir anlatı sunuyor. Bu anlatı içerisinde ise adeta küçük bir çocuğun gözlerinden tüm dönemi ve insanları, kendi anılarımızda geziyormuş gibi izliyoruz.

 

Cuaron, onu büyüten kadınlara adadığı filmde aslında kendi çocukluğunu bize yaşatmaya çalışıyor ve üstelik bunu o zamanki bakış açısı ile yapıyor. Hem yazarlığını hem de yönetmenliğini yaptığı yapımda bir de görüntü yönetmenliğini üstleniyor ki, yılın en özgün filmleri listesine en baştan giriş yapıyor. Film boyunca neredeyse hiç yakın plan bulunmadığı gibi tüm yapım uzun panlarla ve bir yandan diğerine tarama şeklinde ilerliyor. Bu çekimlerin çok büyük bir kısmı ise bel hizasından yapılmış, tıpkı olayları kenardan izleyen ve etrafını keşfeden küçük bir çocuk gibi.

Bu çekim tekniği hem bizi hem hikayede bir katılımcı haline getiriyor hem de içgüdüsel olarak merkezi takip etmeye zorluyor. Diğer yandan yönetmenin vr tekniği kullandığı da pek ala söylenebilir. Cuaron, bizi tıpkı vr gözlük taktığımız ve görüntüyü sağa sola ya da yukarı aşağı kısıtlı bir biçimde genişletebildiğimiz bir gerçekliğin içine alıyor adeta. Kamera hareketleri ve ses miksajı ile nereye nasıl bakmamız gerektiğini yönlendiriyor, bir anlamda bu geçmişi anlatan yapımda geleceğin filmlerine göz kırpıyor. Teknik anlamda sınırları zorlamayı seven yönetmen aslında oldukça sınırlı bir film üzerinden hiçbir görsel efekt kullanmadan bizi içeriden bir karaktere dönüştürüyor ve bambaşka bir sinema deneyimine imza atıyor; sadece onun yaratabileceği bir deneyime. Yönetmenin en kişisel yapımı derken aslında bu yönünü de işin içine katıyorum.

 

Görselliğinin yanında sembolleri ve metaforları da bolca kullanıyor Roma. Aslında bu film için her karesi detaylıca düşünülmüş edebi bir eser demek daha doğru olacaktır. Güçlü kalmak zorunda olan kadınlar, hikayeye sadece konuk olarak girip çıkan erkekler, garajlara sığmayan arabalar ve kendileri olmasa bile sesleri sürekli gelen köpekler… tüm bu detaylarıyla film, gerçekten bir çocukluk hatıratı olduğuna sizi inandırırken aynı zamanda pek çok metaforu da beraberinde getiriyor. Spoiler olduğu için bunları anlatmayacağım tabi ki ancak yapımın her saniyesinin bir anlamı olduğundan emin olabilirsiniz. Belki de tekrar izlendiğinde farklı şekilde yorumlanacak anlamlar… Ayrıca filmin içinde yönetmenin daha önceki filmlerine ilham olan çocukluk anıları da mevcut, yakalayabilene tabi ki.

Kısacası oyunculuk açısından da hata bulamadığım Roma, bizi birinin anılarına girip onları yaşıyormuş gibi hissettirirken aynı zamanda efekt kullanmadan sinemasal gerçekliğin de sınırlarını genişletiyor.  Dolayısıyla bu filme 10 vermekten başka bir şey gelmiyor elimden. 

*Filmi Netflix üzerinden izleyebilirsiniz ancak sinemada izleme fırsatınız olursa mutlaka değerlendirin.

⇓Fragman⇓

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s