GREEN BOOK

Bronx’da bir İtalyan mahallesinde yaşayan Tony Lip, çalıştığı gece kulübü bir süreliğine kapandığı için işsiz kalır. Bu yüzden de karşısına çıkan ilk işin peşine düşer ve turneye çıkmaya hazırlanan bir müzisyenin şoförü olmayı kabul eder. Onu işe alan Don Shirley ise Tony’nin kaba saba kişiliğine karşın tam bir beyefendidir ve nerede nasıl davranılacağını çok iyi bilmektedir. Hem toplum tarafından dışarı itilen hem de sosyal sınıfları açısından birbirlerine zıt olan bu iki adam, seyahatleri boyunca onları ayıran farklılıklardan yavaş yavaş arınarak ortak noktada buluşmayı öğreneceklerdir. 

İçinde bulunduğumuz ödül mevsiminde adından sıkça söz ettiren film, temelde bize akıcı bir yol hikayesi sunuyor. Bu akıcı kurgusu filmi izlemeyi kolaylaştırırken, mizahi yönünü de sergilemesine olanak veriyor. Hepsinin ötesinde ise gerçekten harika bir oyunculuk performansı izletiyor… 

Bu yıl göçmenlik ile birlikte en fazla işlenen tema olan ırkçılık bu filmin de konusunun önemli bir kısmını oluşturuyor. Ancak yapım, en başından odak noktasını ırkçılıktan ziyade iki adamın birbirlerine zamanla ısındıkları klasik bir yol filmine çekiyor. Evet hem ırkçılığı göstermesi hem de yol filmi olması sebebiyle klişe bir senaryosu olduğu düşünülebilir, zaten öyle de. Ancak dikkate dilmesi gereken bir diğer nokta da sınıf farklılıklarından doğan çatışmanın da konuya dahil olması. 

Tony, ırkçılığın zirve yaptığı dönemde beyaz bir adam olabilir ancak öte yandan da İtalyan asıllı ve işçi sınıfına üye cahil bir adam. Don Shirley ise zenci olmasına karşın üst sınıftan gelen, eğitimli ve kibirli denilebilecek seviyede asil gözükmeye çalışan varlıklı bir müzisyen. Dolayısıyla dikkatli bakıldığında film, tüm bu konusuna has klişeleri özgün bir şekilde çaprazlayarak lehine çeviriyor aslında.

Buradaki zekice hamle sonucunda ise film bize hatalı olanın bunu fark ettiği bir senaryo sunmuyor. Aksine ikisinin de hatalı olduğunu, ancak bunun sebebinin ırkçılık ve sınıf gibi öğrenilmiş kavramlardan geldiğini gösteriyor. Burada spoiler vermiyorum yanlış anlaşılmasın, sadece ilk bakıldığında klişe gelen konusunun aslında gerçekten farklı bir bakış sunduğunu söylemeye çalışıyorum. Sırf bu yüzden bile izlenmesi gereken yapım, diğer bir güçlü yönü de buna eklendiğinde yılın en iyi filmleri arasına giriyor; oyunculuk.

İki usta oyuncu Viggo Mortensen ve Mahershala Ali ciddi anlamda kaliteli bir performans ortaya koyuyorlar ve adeta ders veriyorlar. Özellikle de görünümünü değiştirip İtalyan aksanı öğrenen Viggo Mortensen için, bu yıl izlediğim en iyi (erkek oyuncu kriterinde) üç performanstan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ödülü alır mı bilemem ancak Oscar’a aday olacağından kesinlikle eminim.

Kısacası klişeleri ve farklılıkları ciddi anlamda ters yüz ederek olaylara nispeten farklı bir pencereden bu yapımı mutlaka izleyin. Filme genel puanım 8,5-9 arası ancak oyunculuk açısından tam puan veriyorum.

⇓Fragman⇓

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s