COLD WAR

Savaşın ardından oldukça zorlu bir dönemden geçen Polonya’da başlıyor hikayemiz. Halk şarkıları ve dansları sergileyecek ulusal bir topluluk kurmak isteyen Wictor ve Irena, ülke çapında pek çok seçme yaparlar. Bu seçmelerden birinde Zula adında genç bir kız öne çıkar ve topluluk içerisinde de hızlıca yükselir. Tüm bu olaylar neticesinde ise Victor ve Zula arasında hem yıllara hem de geniş bir coğrafyaya yayılacak olan aşk/soğuk savaş başlar…

Bu yılın yabancı dildeki en iyi film oscar ödülüne kesinlikle aday olacağını düşündüğüm yapım, halihazırda Cannes gibi büyük festivallerden ödüllerle döndü ve adından sıkça söz ettirdi. Yönetmenin hem teknik alandaki hem de kurgudaki başarısı ile dikkat çeken film hepsinin ötesinde seyirciye oldukça yoğun bir alt metin sunuyor.

Ida filmi ile başarılı bir çıkış yapan yönetmen Pawlikowski, bu yapımında da kalitesini sürdürüyor ve bize kısa sürse de aslında son derece yoğun bir anlatı sunuyor diyebilirim. Filme bir aşk hikayesi olarak bakarsanız bu yoğun anlatı tabi ki daha hafif gözükecektir ancak tarihsel arka planı ile değerlendirildiğinde isminin neden “Soğuk Savaş” olduğu anlaşılıyor. 

Kurallar koymayı ve onlara uyulmasını bekleyen Victor ile özgür ruhlu Zula arasındaki çekişme daha en başında kendini gösteriyor; birinin sofistike şehirli diğerinin ise özgür taşralı kişilikleri birbirlerine duydukları aşk yüzünden asla fiili olamayan bir soğuk savaşa dönüyor. Bu şekilde de aslında Polonya’nın dönemsel bir resmi çizilmiş oluyor. Film, iki büyük dünya gücü arasında başlayan soğuk savaşın ortasında kalan Polonya’nın bir yandan komünizm yönetimindeki Rusya’nın baskısıyla başa çıkmaya çalışmasını diğer yandan da Avrupalı olma çabalarını göstermeye çalışırken sıkışıp kalmışlığın ruh halini yansıtıyor.

Hem buna hizmet eden hem de başka bir amacı olan anlatım ise zaman atlamaları ile ilerliyor ve farklı ülkelerde iki aşığın savaşını gösterirken aslında soğuk savaş Avrupa’sının da resmini çiziyor. Bu anlatımın diğer amacı ise şu sıralar çokça işlenen göçmenlik sorununa değiniyor. Film bize hiçbir altyapı ya da arka plan sunmadığı gibi zaman atlamaları arasında ne olduğunu da göstermiyor. Tıpkı zorunlu yer değiştirmeler ile sınırın iki yanında devam eden hayatların ulaşılamaz oluşu gibi bu film de büyük kopuşlar yaşayan insanların sadece birleşme anlarını aktarabiliyor.

İşin teknik kısmına gelirsek, anlatımın konuyu destekleyici bir düzlemde tutarlı olarak sürdürüldüğünü söyleyebilirim. Bu konuda kamera yönetiminin payı oldukça yüksek. Ayrıca siyah beyaz bir filmden beklenebilecek kontrastın bayağı üstünde bir kalite sunduğunu da söylemeliyim. Diğer yandan ödül alabilecek düzeyde olmasa da oyunculuklar gayet tatmin edici, hatta Joanna Kulig’in performansı gerçekten izlenmeye değer. Müzik unsuru ise harika bir birleştirici olmuş diyebilirim.

Kısacası barışın ve birliğin pek mümkün olmadı bir zamandan bize seslenen film, güncel bir mesele olan göçmenliğe de göz kırparak bu ortamın hala tam olarak sağlanamadığı gerçeğini yüzümüze vuruyor. Bu yılın izlenmesi gereken yapımlarından olan film tüm yönleri ile değerlendirildiğinde bana göre en azından 8,5 puanı hak ediyor. (Tabi anlatmak istediklerini puanlamak kesinlikle mümkün değil)

*Hikayesine dair pek spoiler vermediğimi düşünüyorum, ama aynı fikirde değilseniz yorumlarınızı bekliyorum.

⇓Fragman⇓

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s