GÜLÜN ADI

İtalya’nın kuzeyinde yüksek bir tepeni üzerine kurulmuş olan büyük manastırda gizemli bir ölüm gerçekleşir. Kimse bunun bir cinayet mi yoksa intihar mı olduğunu çözemez ve olayı araştırması için deneyimli birinin gönderilmesi istenir. Bunun üzerine eski bir sorgucu rahip olan William, çömezi Adso ile birlikte olayı araştırmak için manastıra gelir. Sonrası ise Adso’nun ağzından dinlediğimiz, 7 gün ve her günün 7 eşit zaman dilimine bölünerek anlatıldığı gizemler, cinayetler ve bolca tarih ile dolu bir orta çağ hikayesi…

9789750732737

Yazılarımı genelde kısa ve ilgi çekici yazmaya çalışıyorum ancak bu kitabı ne kadar kısa anlatabilirim bilemiyorum. Herhangi bir türe girmeyen bu tarihi/polisiye/felsefi… roman, oldukça katmanlı yapısı ile herkese göre olmayabilir ancak hedef kitlesi için kutsal kase değerinde bir yapıt.

Hikaye bir orta çağ kalesinde ve bir cinayet soruşturması çerçevesinde işleniyor ancak konunun bundan çok daha derin ve okumasının nispeten zor olduğunu söylemeliyim. Bunun en büyük sebebi de aslında felsefi ve sorgulayıcı bir arka planının olması. Genel olarak dinin barındırdığı çelişkileri, onun sınırlarını zorlayarak gösteren Eco, tek bir mutlak doğru olmayabileceğini ancak olsa bile ona giden yolların farklı olabileceğini anlatmaya çalışıyor. Bunun üzerinde kurduğu felsefi yolda ise, dini yerden yere vururken aynı zamanda kültürle ve gelenekle olan bağını da övmekten geri kalmıyor. Dolayısıyla bunun taraflı olmaktan uzak saf bir sorgulama olduğunu söyleyebilirim.

Bu derece ağır arka planı olan tarihi ve felsefi bir romanın cinayet soruşturması şeklinde ilerleyen bir polisiye olması ise oldukça riski gözükebilir. Ancak tekrar düşünüldüğünde başta gözlem olmak üzere deneme ve yanılma şeklinde ilerleyen polisiyenin varsayıma dayalı yapısı, felsefi arka plan ile mükemmel bir uyum yakalamasını sağlamış. Tümdengelim ve tümevarım metotlarını uygulayarak sonuca ulaşmaya çalışan William karakteri, tıpkı Watson’un ağzından anlattığı Sherlock Holmes gibi tasvir ediliyor ve kullanılan isimlerle de ona bir selam çakıyor. Bu şekilde dini ve tarihi bir sorgulamanın ortasına en rasyonel insanı yerleştiren Eco, ideal yol göstericiyi yaratıyor.

Ancak tüm bu kurgudan ve zengin altyapıdan zevk alabilmek için iyi bir bilgi birikimi gerekiyor. En azından okurken bir yandan da başka okumlar yapmaya ve araştırmaya istekli olmanız gerekiyor. Yani bu kitap kesinlikle tembel okuyucuya göre değil. Eğer siz de bu şekilde katil kim odaklı okumaya kalkarsanız, modern popüler kültürün yetiştirdiği kültürsüz kalabalık gibi direkt olarak sıkıcı etiketini yapıştırmış olursunuz. Bu şekilde de kendi okuma zevkinizi öldürdüğünüz düşünülürse katilin kim oluğu son derce bariz bariz değil mi?

Evet Eco’nun tüm romanlarında aksiyon içeren kısımların yanında iki kat da tarihi bilgi olduğu ve buralarda bir konuyu sayfalarca deştiği doğru. Ancak onun hikayelerinde ana konu sadece bir zemin oluşturuyor ve asıl anlatmak istedikleri için bir araç konumunda kalıyor. Dolayısıyla eser miktarda bilgi ile aksiyon dolu bir hikaye arıyorsanız Dan Brown okuyabilirsiniz. Ama onun edebi derinliğinin ve tarihsel bilgisinin Eco ile asla yarışamayacağını da bilmelisiniz.

Sonuç olarak Eco’nun romanları hiçbir kategoriye girmeyen ve okunması da nispeten zor olan eserler. Ancak gerçekten bilgi birikiminiz varsa ya da araştırmaya istekliyseniz, onun kitaplarındaki orijinalliğe ve etkileyiciliğe kendinizi kaptırmanız uzun sürmeyecektir. Sonrasında ise tüm kitaplarını okumak isteyeceğinizi garanti ederim. Bunun için de en iyi başlangıç olan Gülün Adı, mutlaka okunması gereken bir kitap. Şiddetle tavsiye ediyorum.

⇓Künye⇓

Kitabın Adı: Gülün Adı

Orijinal Adı: The Name of Rose 

Yazar: Umberto Eco

Çevirmen: Şadan Karadeniz

Yayınevi: Can Yayınları

Tür: ??? (tarihi, polisiye, felsefe…)

Sayfa Sayısı: 605

⇓Alıntılar⇓

 

“Kent bugün sizin, bizim çobanı olduğumuz, Tanrı’nın kullarının yaşadığı yerdir. Zengin din adamlarının yoksul ve aç insanlara erdem üstüne vaaz verdikleri bir rezillik yeridir.” 

“Kitaplar inanmak için değil, araştırmak için yazılır. Bir kitap karşısında onun ne dediğini değil, ne demek istediğini sormalıyız kendi kendimize; kutsal kitapların eski yorumcuları bu düşünceye açık seçik sahiptiler.” 

“İbni Sina, aşkı, insanın karşı cinsten birinin yüz çizgilerini, el kol devinimlerini ve davranışlarını durup durup düşünmekten doğan sürekli bir hüzün düşüncesi olarak tanımlıyordu.” 

“Peygamberlerden kork Adso; gerçek uğruna ölmeye hazır olanlardan da; çünkü onlar genellikle birçok başka insanı da kendileriyle birlikte ölmeye sürüklerler, bazen kendilerinden önce, bazen kendilerinin yerine.”

“Sıradan bir gül bile yeryüzündeki yolumuzu aydınlatan bir parıltıya dönüşebilir…”

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s