VICTORIA

Berlin’e yeni taşınan ve şehre alışmaya çalışan Victoria, bir gece kulübünde eğlendiği sırada Sonne ile tanışır. Aralarında bir çekim oluşurken Sonne’nin arkadaş gurubuna da yavaş yavaş ısınmaya başlar. Ancak Victoria, bu süre zarfında çoktan Berlin sokaklarında bir maceraya çıktığının farkında değildir. Üstelik bu macera bir banka soygununa dönüşmeye başladığında ise artık geri dönüşü olmayacaktır.

“Bu bir banka soygunu filmi değil. Bu bir banka soygunu!”

Filmin yönetmeni Sebastian Schipper, yapımı tam olarak bu şekilde özetliyor ve bence bu konuda kesinlikle haklı. En başta sıradan bir senaryo gibi duruyor fakat filmin asıl numarası çekim tekniğinde. 140 dakika süren yapımın tamamı tek plan şekilde çekilmiş. Bunun ne olduğunu bilmeyenler için şu şekilde açıklayayım: tek bir kamera ile kesintisiz bir şekilde yapılan çekim. Yani filmin başında kamera açılıyor ve sonuna kadar aynı kare içerisinden bütün bir macera izliyoruz. (hatta yaşıyoruz)

Günümüzde neredeyse tüm filmler kısa sahnelerin montajlanması ile yapılıyor ve seyirciye gösterilmek istenen mükemmel dünya yansıtılıyor. Bunun karşısında uzun tek plan sahnelerin olduğu yapımlar da mevcut ancak tüm filmin tek plan çekilmesi son derece nadirdir. İşte Victoria da bu nadir filmlerden biri ve süresine bakıldığında yüksek ihtimalle de en uzunu. Üstelik tek mekan filmlerindeki gibi nispeten rölantide giden bir temposu da yok. Yönetmenin de dediği gibi sonuçta “bu bir banka soygunu”.

Gece 4:30 ile sabah 7:00 arasında çekilen film boyunca 20’den fazla mekan değiştiriliyor, kovalamaca sahneleri yaşanıyor ve silahlı çatışmaya giriliyor. Temposu da bu hareketliliğe uyum sağlayacak şekilde sürekli yükseliyor diyebilirim. Bu durum gerçekçiliğine de ciddi anlamda katkı sağlıyor. Ayrıca senaryonun sadece 12 sayfa olduğu düşünülürse oyuncuların pek çok açığı doğaçlama ile kapattığı açıkça görülebilir. 

Size yalan söylemeyeceğim, tüm bu olay akışı ve bunun tek plan olması sizi yoruyor. Ancak bir de şöyle düşünün; “izlerken bu kadar yoruluyorsanız acaba onlar çekerken ne kadar yoruldular”. Evet film size senaryo olarak bir derinlik sunuyor diyemem fakat tam da yukarıdaki sebepten dolayı bu filmi izlemelisiniz. Çünkü yapım bize, standart yöntemlerin dışına çıkıldığında sinemanın sınırlarının ne kadar genişleyebileceğini gösteriyor.

Sonuç olarak bu film için deneysel sinemanın nadir örneklerinden biri diyebilirim. Evet tek mekan filmler gibi derin ya da benzeri Birdman gibi ciddi değil ancak bu iddiası zaten hiç olmadı. Bence filmin asıl derdi, standart kalıplar ve yüksek bütçe ile vizyon odaklı işler yapan Hollywood karşısında yeni şeyler deneyerek bir alternatif sunmak. Bu şekilde de sinemanın gelişmeye ve sınırlarının zorlanmasına hala aç olduğunu gösteriyor. 

Görsel ve teknik yönden kusur bulamadığım filme, diğer yönleri ile birlikte  değerlendirdiğimde 8,5-9 arası güzel bir puan veriyorum. 

*Filmi bölmeden tek oturuşta izlemenizi tavsiye ederim, bu şekilde etkisi daha yüksek olur.

⇓Fragman⇓

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s