DISENCHANTMENT

Prenses Bean, aslında hiç de prenses kalıbına uymayan, sürekli saraydan kaçarak barlarda sarhoş olup kavga çıkaran ve özgür olmak isteyen genç bir kızdır. Kral olan babası ise hem onun bu haylazlıklarını durdurmak hem de yeni bir ittifak yapabilmek için onu evlenmeye zorlar. Ancak seremoniden önce kim tarafından gönderildiği belli olmayan bir şeytan ona musallat olur ve kaçmasını söyler. Bu sırada sürekli şeker yiyerek mutlu olmaktan bıktığı için köyünden kaçan bir elf de olaya dahil olur. Böylece bu son derece uyumsuz üçlünün maceraları başlar.

Konusuna dair tam bir açıklama olmadığı için sadece ilk bölümün konusunu yazmak bana daha doğru geldi. Yani dizinin aslında akışkan bir konusu var ve sürekli gelecekte ortaya çıkacaklara karşı gizemler yaratıyor. Dolayısıyla şuana kadar 10 bölümü yayınlanan dizi sonrası için ardında pek çok soru bıraktı. Ancak tahminen yılbaşı civarında 10 bölüm daha geleceği için fazla beklemeniz gerekmeyecek. Şimdi biraz detay…

Dizinin ilk 10 bölümünü izleyip beğenenler olduğu gibi kendisini pek sarmadığını söyleyenler de oldu. Ancak bence bunun sebebi daha henüz başlangıç kısmında olmasından kaynaklanıyor. Aynı kişilerin elinden çıkan Simpsons ve Futurama gibi efsanelerin de ilk bölümleri aynen bu şekildeydi. Dolayısıyla hikayeye sadece giriş yapan bu serinin yüksek bir potansiyeli olduğuna ve sonradan daha da açılacağına inanıyorum. Ön yargıları biraz olsun kırabildiysem beni asıl etkileyen kısmına geçelim.

Seri tamamen ironiden ve karşıtlıktan besleniyor diyebilirim. Bu karşıtlıklar üzerinden ise pek çok sağlam eleştiride bulunuyor. Öncelikle korunmaya muhtaç prenses ile cesur şövalyelerin olduğu klasik orta çağ hikayesi burada tam tersine dönüyor. Hiç zarif olmayan ve sürekli sarhoş gezen prensesin kimseye -özellikle de bir erkeğe- ihtiyacı yok. O sadece kaderini çizmeye çalışan tüm otoriteleri kırmak ve kendisine dayatılan tüm sınırlamalardan kaçmak istiyor. Sözde şövalyeler ise beceriksiz ve son derece boş bir şekilde gösteriliyor. Bu şekilde aslında feminist bir tutum sağlayan dizi güçlü erkek simgesini ve patriarkal düzeni yerin dibine sokuyor.

Diğer yandan bir iblis olan Luci ile son derece saf ve çocuksu Elfo arasındaki ilişkide de ironik bir tablo çiziliyor. Ayrıca krallığın tamamında da bu karşıtlık oldukça net bir şekilde gösteriliyor hatta seyircinin gözüne sokuluyor. Adı Dreamland (Rüya Ülkesi) olan krallık uzaktan gayet çekici bir şekilde çizilse de bu rüyayı yaşayanın sadece saray olduğu hemen belli oluyor. Zira lüks içinde yaşayan ve hatta ölümsüzlüğün peşine düşen krala karşılık, vebadan ve sefaletten yıkılmak üzere olan koskoca bir halk var. Bu yüzden de serinin eleştirel altyapısı gerçekten mükemmel diyebilirim. Bir de, neredeyse her bölümde modern ve kült pek çok yapıma göndermede bulunduğunu da belirtmem gerek.

Görsellik kısmında ise bu tarz animasyonlarda bir adım ileri gidildiği açıkça belli oluyor. Çizim formatında olsa da aslında seriye arttırılmış bir gerçeklik hakim. Yüksek bir görüntü kalitesinde izlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız.

Dizinin tam potansiyelini yansıtamaması noktasına gelirsek bunun en büyük sebebi olarak kararsız bir kurgu gösterilebilir. Haftanın canavarı diye bilinen formatla devam eden hikaye arasında tam bir uyum yakalayamıyor. Ancak bunun daha sonra geniş bir olay örgüsüne evrilecek hikayenin kuruluş kısmı olduğuna inanıyor. Yani diğer bölümlerde kesinlikle daha iyiye gidecek.

Kısacası alt metni gerçekten sağlam olan bu komik ve bir o kadar da ironik hikayeye mutlaka bir göz atın. Benim puanım 8,5. (şimdilik)

⇓Fragman⇓

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s